EVİME CD KONULDU. POLİSLER CD’Yİ İNCELEMEDEN İÇİNDE NE OLDUĞUNU FEZLEKEYE YAZMIŞLAR. ÖNCEDEN CD İÇİNDE NE OLDUĞUNU BİLİYORLARMIŞ!

EVİME CD KONULDU. POLİSLER CD’Yİ İNCELEMEDEN İÇİNDE NE OLDUĞUNU FEZLEKEYE YAZMIŞLAR. ÖNCEDEN CD İÇİNDE NE OLDUĞUNU BİLİYORLARMIŞ!

OLAY 10

EVİME CD KONULDU… EVİMDE “BALYOZ EKLER 2” DİYE BİR CD BULDUKLARINI SÖYLEDİLER. CD’Yİ İNCELEMEDEN MÜHÜRLÜ TORBA İÇİNE KOYDULAR. CD İNCELEMESİ, ARAMADAN İKİ AY SONRA YAPILDI ANCAK ARAMA GECESİ POLİS FEZLEKE DÜZENLEMİŞ. CD İÇİNDE NE OLDUĞUNU TEK TEK YAZMIŞLAR. İNCELENMEYEN CD İÇİNDE NE OLDUĞUNU BİLEN POLİS VE SAVCI. KAMERA KAYITLARINDA DA CD’NİN NASIL BULUNDUĞU GÖRÜLÜYOR.

Balyoz haberini yaptığım için hakkımda açılan ve 4 yıl 9 aydır tutuklu olduğum dava dosyamdaki skandalları sizlerle paylaşıyorum. Yalan bir haber üzerine, ifademin tarihlerinin karıştırılmasıyla nasıl tutuklandığımı ilk bölümlerde detaylı olarak anlattım. Ardından, suçlanmadığım maddelerden, iddianamede olmayan suçlamalardan hakkımda tutukluluğa devam kararı verildiğini belgeleriyle sizlerle paylaştım.

Şimdi ise soruşturmadaki en skandal bölümü sizlerle paylaşacağım. Olayın tamamını anlatmadan önce kısaca özetleyeyim. Polisler 1 Mart 2015 tarihinde evimde arama yapmış ve bir gün sonra da tutuklanmıştım. İşte bu aramanın yapıldığı gün evimde olmayan bir CD’yi bulduklarını söylediler.

CD’nin üzerinde Balyoz Ekler 2 yazıyormuş. Buldukları CD’nin imajının alınmasını ve bir kopyasının bize verilmesini istedik. Bunu reddettiler. CD’yi incelemeden, sadece üzerine evde bulunan kaçıncı CD olduğunu belirlemek için numara yazdılar. “49” numarasını yazıp ardından da mühürlü bez torbaya koydular.  CD’nin içinde ne olduğunu bilmiyorduk.

CD mühürlü torbaya konulmadan önce, evde bir polis, mutfakta sigara içerken yanıma gelip, CD’yle ilgili komplo düzenleneceği, bu CD’nin evime konduğu yönünde bazı cümleler sarf etti. Ne olduğunu söylemiyor ancak, bir komplo düzenlendiğini bana hissettirmeye çalışıyordu.

Verdiği mesajı aldım ve polislerin oyununu bozan bir şey yaptım. Mahkemede konuyu kısmen anlattım. Ben CD’nin evime konması ve içinde ne olduğunu polislerin bilmeleri anlatayım.

1 Mart 2015 günü polisler CD’yi mühürlü torbaya koydular ve emniyete götürdüler. Bu mühürlü torba ilk olarak tam bir ay sonra 30 Mart günü avukatım ve savcıyla birlikte açıldı. Savcı sadece torbadaki yazılı evrakları inceleyip, dijital belgeleri yani CD’yi incelemeden mühürlü torbayı tekrar kapattı. Bir tutanak tuttu. Mühürlü torbanın avukatım huzurunda tekrar açılıp, CD’nin imajının alınmasına ve bir kopyasının da avukatıma verilmesine karar verdi.

Bu karardan tam iki ay sonra Mayıs ayının sonuna doğru polisler mühürlü torbayı açtılar. Avukatımı çağırmadılar. Ve ilk kez CD’nin imajını aldılar. İçinde ne olduğuna baktılar. Bu tarihten önce CD içinde ne olduğunu bilmeleri mümkün değildi. Çünkü CD’yi incelememişlerdi. Mühürlü torbayı açmamışlardı.

Ancak, hakkımda dava açılınca, dava belgesi arasında polislerin hazırladığı POLİS FEZLEKESİ’Nİ gördük. Fezleke 2 Mart 2015 günü, gece yarısı hazırlanmıştı. Çünkü, fezlekeyi polisler savcıya vermişler ve savcı da üzerine, tutuklanmam için sulh ceza hakimliğine diye el yazısıyla not düşmüş. Fezlekenin tarihi de 2 Mart 2015 zaten.

Savcı bu fezlekeyi tutuklanmam için delil yapmış. İşte bu fezlekede mühürlü torba içinde olan, incelemesi yapılmayan, hatta fezleke yazıldığı saatlerde emniyete bile henüz ulaşmayan, evimden yola çıkan mühürlü torba içindeki CD’de neler olduğu tek tek yazılmış. Polisin ev aramasından önce aslında CD içinde ne olduğunu bildiğinin belgesi bu. Ve evime bu CD’yi kimin koyduğunun da kanıtı. Zaten sizlerle, evimde bu CD’nin nasıl bulunduğunun görüntülerini de paylaşacağım. İzlediğinizde, polisin CD’yi kitapların arasından nasıl bulduğunu göreceksiniz.  

Şimdi bu skandalın tüm aşamalarını sizlerle, belgeleriyle paylaşacağım. Ardından da evimde bir polisin uyarması üzerine benim yaptığım bir eylemi, bu işlemin ardından polis ve savcının elinde bu skandalın patlamasından sonra niçin Esra Konur (eski eş) kömürlüğüne ihbarının bir gün sonra yapıldığını sizlerle paylaşacağım.  Okuyunca şok olacaksınız.

POLİSİN DÜZENLEDİĞİ TUTANAKLARDA HEP İKİ POLİSİN SİCİL NUMARASI VAR. TÜM RAPORLARDA HEP İKİ SİCİL VAR.

Evime CD konulma olayına geçmeden önce kısa bir bilgi vereyim. Dava dosyamdaki tüm şüpheli evraklarda, iki polisin sicil numarası ve imzası var. Tüm belgeleri bu iki polise hazırlatmışlar. Bu polislerin sicilleri şöyle; 293473 sicil nolu İstanbul Tem Şube Görevlisi ve 312213 İstanbul Tem Şube Görevlisi. 

Evime CD konulma hikayesi, Savcı Gökalp Kökçü’nün  27/02/2015 tarihinde İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimliğine yazdığı arama yazısıyla başlıyor. İşte o yazı.

Bu yazıya istinaden İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimi Bekir Altun, 27/02/2015 tarihinde arama, el koyma kararı veriyor.  2015/1203 Değişik iş kararlı o yazı.

Bu karara istinaden evimde arama yapılıyor ve 1 Mart 2015 tarihinde polisler evime geliyorlar. Evimde arama yapılıyor ve arama yapılırken, yukarıda anlattığım arama kaydına 49 numarayla numaralandırılmış bir CD bulduklarını söylüyorlar. Ev araması tutanağına bunu yazıyorlar.

Ev arama tutanağının 6’ncı sayfası.

Evimde arama yapılırken, öğlene doğru iki polis İmaj Almak Üzere eve geliyorlar. 1 Mart 2015 tarihinde saat 12:02 tarihinde imaj alma işlemine başlıyorlar. Ancak evimdeki, CD, DVD, Kaset ve dijital materyallarin imajını alamayacaklarını, bunların mühürlü torbaya koyup, daha sonra alacaklarını tarafımıza beyan ediyorlar. Biz bu duruma itiraz ediyoruz, imajların alınıp, bir kopyasının bize verilmesini istiyoruz ancak itirazımız netice vermiyor.

Polisler sadece evde bulunan iki bilgisayarın imajını alıyorlar. Arama sonunda iki sayfalık “İmaj Alma Tutanağı” düzenliyorlar. Tutanakta sadece iki bilgisayarın imajının alındığı, diğer dijital belgelerin imajının alınmadığını yazıyorlar. Bu Tutanağa, ben ve polislerin getirdiği muhtar imza atıyoruz. İşte o tutanak.

Bilgisayar haricindeki materyallerin imajları alınmadığı için, tüm dijital materyaller, mühürlü bir torbaya konuluyor. 1 Mart 2015 tarihinde saat 20:30’da arama bitiriliyor. Polisler de saat 21:00 gibi beni de alarak evden ayrılıyorlar.

ARAMA YAKLAŞIK 12 SAAT SÜRDÜ, ARAMANIN İLK SAATİNDE OLAN MÜDÜR BİR SAAT SONRA AYRILDI VE YERİNE BAŞKA BİRİSİ İMZA ATTI

Ev aramamla ilgili önemli bir ayrıntıyı daha sizlerle paylaşayım. Ev aramasına o dönem İstanbul TEM Şubesi’nin en yetkili isimlerinden biri olan Özgür Taşdemir adlı bir müdür katıldı. Sicil numarası 243067. Yukarıdaki ev arama kararımda da ilk sicili olan kişi. Ancak imza ona ait değil.

Bu kişi aramanın ilk saatinde evdeydi sonra evden ayrıldı ve bir daha da eve gelmedi. Bu kişinin yerine başka bir kişi imza attı. Beni metrise götüren kişinin imza attığını, bir polis bana söyledi. Arama bittikten sonra bir polis bana yaklaşıp, Özgür Taşdemir’in evde olmadığını ancak yerine evimdeki masanın başında oturan polisin imza attığını söyledi. İddiası böyleydi. İddiasının doğru olup olmadığı mahkeme aşamasında ortaya çıkacak. İmzayı Özgür Taşdemir’in değil başkasının attığı kesin. Yüzde yüz. İmza atılırken evde yok zaten. Saatler önce evden ayrılmıştı. Masa başındaki kişi mi yoksa evdeki başka bir polis mi bunu imza incelenince öğreneceğiz. Bakalım, mahkeme bu usulsüzlüğü yapanları da koruyacak mı yoksa imzaları inceletecek mi?

Özgür Taşdemir demişken, cezaevinde şuan tutuklu bulunan devre ve mesai arkadaşlarının bana anlattıklarını da yazayım. Taşdemir, yıllar önce, bir operasyonda ele geçirilen bazı malzemelerle ilgili “zimmet” suçlamasıyla işlem görmüş ve bürodan gönderilmiş. 17/25 Aralık sonrası ise tekrar büroya gelmiş. TEM’de çalışan Taşdemir, daha sonra, İstanbul İstihbarat Şube Müdürü yapıldı. Bu görevdeyken de, hakkında FETÖ yargılamaları sırasında, işadamı Zeynel Abidin Erdem’in kardeşinden “menfaat” temini iddiası gündeme geldi. Konu medyada yer aldı. Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’na bu işadamları gidip, bir polis müdürünün kendilerini tehdit edip, menfaat sağlamaya çalıştığını söylemişler. Davutoğlu da konuyu İstanbul Emniyet Müdürü Mustafa Çalışkana iletmiş. Çalışkan bu kişiyi İstihbaratın başından almış ancak hakkında hiçbir işlem yapmamış. İddialar bu yöndeydi.

Bu kişi kamuoyunun gündemine evlilik ve boşanmasıyla bir kez daha geldi. Habertürk gazetesinden bir muhabirle evlendi. Nikah şahidi İstanbul Başsavcısı İrfan Fidan’dı. Evliliğin ardından eşi savcılığa suç duyurusunda bulundu. Kendisine şiddet uygulamış, ağzına silah sokmuş ve bebeğinin düşmesine neden olmuştu. Taşdemir’den boşanmak istediğini söylüyordu. Kamuoyunun önüne çıkıp, eşinin kendisine yaptığı şiddeti anlattı. Gazetelere konu haber oldu.

İstanbul Emniyet Müdürü Mustafa Çalışkan için bardağı taşıran damla bu oldu. Taşdemir hakkında soruşturma açıldığı bilgisini gazetelerden okudum.

Evimdeki arama 12 saat sürdü. İşte bu isim, ilk bir saat aramada olmasına rağmen evimden ayrılmış ancak sanki oradaymış gibi kendisinin yerine başkası imza atmıştı.

Arama kayıtlarında, tutanağa imza attığımızda orada olmadığı kamera görüntülerinden de açıkça görünüyor. Mahkemede bu kişinin o güne ait HTS kayıtlarını istememe rağmen, mahkeme skandal ortaya çıkacak diye bunu reddetti. Bir kişinin bulunmadığı aramayla ilgili tutanağa imza atmasına, evrakta sahteciliğe mahkeme maalesef onay vermiş oldu bu kararıyla. Suçluları koruyarak.

Tekrar ev aramasına döneyim.

AVUKATIM TUTANAĞA ŞERH DÜŞTÜ; “İMAJLAR ALINMADI VE BİZE VERİLMEDİ”

Arama saat 20:30’da bitti. Avukatım dijital materyallerin, ses kasetlerinin, CD’lerin  imajlarının alınmadığını, tarafımıza verilmediğini, kısıtlama kararının tarafımıza gösterilmediği belirtilip, arama kararına şerh düştü. İşte o karar.

Evimde çıktığı iddia edilen, üzerinde “Balyoz Ekler 2” yazan 49 nolu CD, 1 Mart 2015 tarihinde gece saat 21:30’dan sonra Vatan Emniyete götürüldü.

MÜHÜRLÜ TORBA İÇİNDEKİ CD’DE NELER OLDUĞUNU AYNI GECE FEZLEKEYE YAZMIŞLAR.

CD ve diğer dijital belgeler mühürlü torbaya konup, adli emanatte beklerken, Savcı Gökalp Kökçü, 11 Mart 2015 tarihinde İstanbul Terör Şube Müdürlüğüne bir yazı yazmış. El konulan malzemelerin tasnifinin yapılmasını istemiş. İşte savcının o yazısı.

Savcının bu talebi üzerine polisler bir TESPİT TUTANAĞI düzenlemişler. Bu tutanağı da yukarıda belirttiğim gibi yine 312213 sicil nolu polis yapmış. 19 Mart 2013 tarihli bu tutanağı savcıya göndermişler. İşte o tutanağın ilk sayfa görüntüsü.

İşte tutanağın son sayfası.

MÜHÜRLÜ TORBA İLK KEZ SAVCI TARAFINDAN 31 MART 2015’TE AÇILDI ANCAK DİJİTAL MATERYALLER YİNE İNCELENEMEDİ.

Savcı gelen bu yazı üzerine 31 Mart 2015 tarihinde avukatımı arıyor. Avukatımın huzurunda mühürlü torbayı açıyor. Sadece kağıt evrakların tasnifini yapıyor. Suç unsuru olma ihtimali olanları ayırıp, diğerlerini avukatıma veriyor. İşte 31 Mart 2015 tarihinde Savcı Gökalp Kökçü’nün “CMK 122/2 MADDESİ GEREĞİNCE MÜHRÜN KALDIRILMASI VE BELGE VE KAĞITLARIN İNCELENMESİNE DAİR TUTANAK” başlıklı o tutanak.

SAVCI: DİJİTAL MATERYALLERİN VE SES KASETLERİNİN İMAJLARI ALINMAMIŞ, ALINSIN

Tutanak 6 sayfa. Son sayfada savcı, sadece kağıt belgelere baktıklarını söyleyip, mühürlü torbadan çıkan dijital materyallerin ve ses kasetlerinin imajının alınmasını 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 27 Şubat 2015 tarihli 2015/1203 değişik iş kararı gereği yapılmasını istiyor. Savcı bu tutanakla, dijital belgelerin imajlarının halen alınmadığını, üzerinde inceleme yapılmadığını bir kez daha kayıtlara geçiriyor.

SAVCIDAN EMNİYETE TALİMAT: DİJİTAL BELGELERİ BARANSU’NUN AVUKATI HUZURUNDA AÇIP, İMAJLARINI ALIN:

Savcı aynı tutanağın sonunda dijital materyallerin avukatımın huzurunda tekrar mühürlenerek torbaya konulduğunu ve mühürlenen torbanın emniyete gönderilmesini, AVUKATIMIN HUZURUNDA BU TORBANIN AÇILIP, İMAJ ALMA İŞLEMİNİN YAPILMASINA KARAR VERİYOR. İşte o tutanaktaki o bölüm

EMNİYET AVUKATIM OLMADAN MÜHÜRLÜ TORBAYI AÇIYOR VE İMAJLARI ALIYOR. TARİH: MAYIS 2015…

Savcının talebinin ardından polisler 4 Mayıs günü imaj almaya başlıyorlar. Ancak avukatımı çağırmadıkları gibi avukatımın yokluğunda imajları alıyorlar. Bu hukuksuz bir işlem.

Dava dosyamızda polisler, 63 sayfalık İMAJ ALMA TUTANAĞI düzenlemişler. Bu tutanağa göre 4 Mayıs 2015 tarihinde saat 12:00 sıralarında Siber Suçlarla Şube Müdürlüğü ekipleri Adli Bilişim Büro Amirliğinde görevli iki polis olarak İstanbul Adalet Sarayı C3 Blok, 739 nolu odaya gelmişler.

Terörle mücadele şube müdürlüğü görevlileri kendilerine mühürlü torbaları vermiş. Onlar da kamera kaydı eşliğinde saat 16:50’de imaj alma işlemine başlamışlar. Öğlen 12.00’de gelip, 5 saat sonra imaj alma işlemine başlamaları da garip. O arada ne yaptıkları meçhul.

İşte o Tutanağın ilk sayfası.

Rapora göre imaj alma işlemi 18 Mayıs 2015 tarihine kadar sürmüş. Tam 14 gün imaj almışlar. Raporun 41’inci sayfasında imaj alma işleminin 18 Mayıs 2015 tarihinde saat 15:55’te bittiğini tutanağa geçirmişler. İmajlar bitince de avukatıma verilmek üzere bir kopya imajın 1 TB kapasiteli hard diske aktarıldığını yazmışlar. Oysa savcının talimatı ve yasaya, CMK’ya göre avukatımla birlikte bu işlemi yapmaları gerekiyordu.

İşte tutanaktaki o bölüm.

Tutanakta, evime konan işte bu CD-DVD’nin 49 rakamıyla numaralandırıldığı yazılmış. görüntüsüne de yer vermişler. Raporun 28’inci sayfasındaki o bölüm.

EVDE ÇIKAN CD’YLE BURADA OLANIN ÜZERİNDEKİ YAZILAR DA FARKLI

Evimde çıktığı iddia edilen, video görüntüsüyle net görünen CD ile bilirkişinin tutanağa koyduğu CD görüntüsüne baktığınızda, üzerinde farklı yazılar olduğunu da göreceksiniz. Tutanakta, “Mahkeme Ekleri Avukat” yazısı göreceksiniz. Oysa evimdeki aramada çıkan CD’nin görüntüsünde bu ibarelerin olmadığı görünüyor. Evimde aramada çıktığı söylenen DVD. (CD) Yukarıdakinden farklı.

63 sayfadan oluşan bu tutanağın sonuna dört polis memuru imza atıyor. 21/05/2015 tarihinde saat 17:00’de imaj işlemini tamamen bitirdiklerini tutanağa yazıyorlar. İmaj alma işlemi 18 Mayıs 2015 tarihinde bitiyor ancak bu işlemi her nedense 3  gün sonra tutanağa bağlıyorlar. İşte o bölüm.

Evime konan CD’nin imaj alma işleminin tarihleri ve belgeleri bunlar. Bu tarihler şu açıdan önemli. 49 numarası verilen CD-DVD’nin içinde ne olduğunu polislerin ilk kez 22 Mayıs 2015 saat 12:15’ten sonra bilmeleri mümkün. Bundan önce bilmeleri imkansız. Eğer CD’yi kendileri daha önce görmemişlerse, hazırlamamışlarsa. İlk kez 22 Mayıs 2015 tarihinden sonra CD’nin içinde neler olduğunu bilebilirler. Aksi durum imkansız. Bilmeleri mümkün değil. CD mühürlü torbada, incelenmemiş ve emanette.

Polisler, CD’yi ilk kez 22 Mayıs 2015 tarihinde incelediklerini de “Mühür Açma Tutanağı’yla” kayda almışlar. İşte o tutanak. 

CD MÜHÜRLÜ TORBADA ANCAK ARAMADAN BİR KAÇ SAAT SONRA TUTULAN TUTANAKTA CD İÇİNDE NELER OLDUĞUNU POLİS FEZLEKESİNE YAZMIŞLAR… SAVCI DA ONAYLAYIP BENİ TUTUKLAMAYA SEVK EDİYOR

Evimde bulunduğu iddia edilen CD içinde, neler olduğunu 22 Mayıs 2015 tarihinden önce polislerin bilmeleri imkansız. Ancak bakın neler olmuş; tekrar başa, 1 Mart 2015 gününe gözaltına alındığım güne dönelim. 2,5 ay öncesine dönelim. Polis 1-2 Mart 2015 tarihinde polis fezlekesi hazırlamış. Ben henüz tutuklanmamışım. Savcıya sunmuşlar bu fezlekeyi ve CD’içinde neler olduğunu ayrıntılı yazmışlar. Savcı da bu suça ortak olup bir de beni tutuklamaya sevk etmiş. El yazısıyla tutuklansın demiş.

Bilmeyenler için anlatayım. Her soruşturma sonrası polisler fezleke düzenlerler. Savcılar da bu fezlekeyi alır ve iddianameye çevirirler. Kimi savcı fezlekelerde bir iki değişiklik yaparken savcıların büyük bir bölümü polis fezlekesini alır ve kopyala yapıştır yöntemiyle birebir aynı iddianame düzenlerler. Polis fezlekeleri de şahıslar gözaltına alındıktan çok sonra, iddianame hazırlanmaya yakın yazılır.

Benim soruşturmam da ise tam tersi oldu. Ben daha göz altındayken polisler fezlekelerini düzenlemişler. İddianamem ise tam bir yıl 5 ay sonra hazırlandı.

Şimdi diyorum ki iyi ki ben gözaltındayken yazmışlar da evime CD konulduğu, CD’nin içinde ne olduğunu bildiklerini fezlekeye geçirmişler. Suçlarını ikrar etmişler.

Ben 1 Mart 2015 günü evimde gözaltına alındıktan sonra, gece yarısı Vatan emniyete götürüldüm. Burada polisler sabaha kadar polis sorgumu yaptılar. CD ve dijital materyaller ise mühürlü torbadaydı.

Ben gözaltındayken, 2 Mart 2015 tarihinde, gece yarısı POLİS Fezlekesi hazırlanmış. Gece yarısı hazırlandığını nereden biliyoruz. Çünkü, ben 2 Mart 2015 tarihinde sabah saat 09:00 gibi tutuklanma istemiyle mahkemeye sevk edildim. Savcı fezlekenin üzerine nöbetçi sulh ceza hakimliğine tutuklama istemiyle diye yazmış. Bu da fezlekenin gece yarısı yazıldığını gösteriyor.

Polis Fezlekesi’nin sayı numarası ve suç no;

Polis Fezlekesi’ni, Kadri Gençkaya isimli İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdür Yardımcısı, 4. Sınıf Emniyet Müdürü yazmış. Bu isim de sonradan hakkındaki bazı iddialardan dolayı görevden alındı.

Fezlekeye dizi pusulası koymuşlar. O imzalı bölümü de göstereyim.

Şimdi tekrar başa döneyim.

Polis fezlekesinin ilk ve ikinci sayfasında, Müşteki-Mağdur olarak KAMU gösterilmiş. Şüpheli olarak ismim yazılmış. Suçlar olarak TCK 220/1, 326/1, 327/1 VE 329’uncu maddeler gösterilmiş. Terör Örgütü suçlaması yok. Zaten iddianame yazılıncaya kadar da hakkımda tek bir terör örgütü suçlaması yapılmamıştı. Piyangodan bu suçlamayı yaptılar.

Suç yeri ve Deliller kısmı da anlatılmış bu fezlekede.

Bu Polis fezlekesinin Delil Kısmına da yine ilk bölümde anlattığım yalanlar yazılmış. 21.01.2010 tarihinde İstanbul C. Başsavcılığına müracaat etmişim ve elimdeki bavulu, 19 adet kopya cd’yi teslim ettiğim yazılmış.

O kadar çok yalan yazılmış ki bu soruşturmada… Fezlekedeki dikkatimi çeken üç yalanı düzelteyim.

1: Savcılığa ben müracaat etmedim, onlar soruşturma açmışlardı ve benden dört cd’yi savcılık istedi.

2: Bavul ve içindeki belgeleri 21 Ocak’ta değil, 29 Ocak’ta teslim ettim.

3: Bavuldaki 19 adet CD, kopya cd’değildi. Orijinaldi. Anayasa Mahkemesi ve Balyozu aklayan İstanbul Anadalu 4. Ağır ceza Mahkemesi ve atadığı bilirkişilerin tespitine göre bunların 17 tanesi orijinal CD’lerdi. Kopya değildi.

Fezlekedeki bu yalanları düzelttikten sonra tekrar konuma döneyim.

Evimde 50’nin üzerinde CD bulundu. Çocuklarımın çizgi film CD’leri, film ve müzik CD’leri… Hepsine el konuldu. Polis Fezlekesini yazmış ve hiçbir CD’den bahsetmemiş. Sadece üzerinde Balyoz Ekler 2 yazan ve 49 numarasıyla numaralandırılmış CD içinde neler olduğunu ayrıntılı yazmış. 48 adet CD/DVD diye yazmışlar ancak içinde ne olduğunu yazmamışlar. Hiçbir CD’nin ya da kasetin içinde ne olduğunu yazmamışlar. Çünkü, yazmaları mümkün değil, hukuken de mümkün değil. Çünkü imajları alınmamış ve mühürlü torbaya konulduğu için CD içinde ne olduğunu bilmiyorlar. Ancak, her nasıl olmuşsa, 49 NOLU CD içinde neler olduğunu yazmışlar. Suç işlediklerini farkında olmadan fezlekeye yazmışlar.

MÜHÜRLÜ TORBA İÇİNDE OLAN, İNCELEMESİ VE İMAJI YAPALMAMIŞ OLAN CD İÇİNDE NE OLDUĞUNU POLİS FEZLEKESİNE YAZMIŞLAR

Bakın ne yapmışlar. Tutmuşlar bir de “1 adet CD içeriğinde” diye bir başlık atmışlar ve 49 numarasını verdikleri CD-DVD içinde ne olduğunu tek tek yazmışlar. İşte Polis Fezlekesi’nin 3 ve 4’üncü sayfasındaki o bölüm.

Hakkımda soruşturmayı yapan savcı ve emrindeki polisler, mühürlü torbada olan CD içinde 2041 sayfa olduğunu, askeri yazışmalar, mahkeme kararları, soruşturma dosyası olduğunu yazmışlar ve suç işlediklerini kayıtlara geçirmişler. 22 Mayıs 2015 tarihinde imajları alıp, mühürlü torbayı açtık diyenler, bu fezlekeyle 2 Mart 2015 tarihinde CD içinde neler olduğunu bildiklerini resmi evraklara yazmışlar. Suç işlediklerini itiraf etmişler.

Polis fezlekesine ilk bölümde yazdığım bir yalanı yine yazmışlar. Oda TV’de çıkan yalan haberi. Fezlekede de deniyor ki “Ben, 2010 yılında ifade vermişim ve teslim ettiğim belgeler arasında çok gizli belgeler savaş planları varmış. Bunları teslim etmişim.”

Benim böyle bir ifadem yok. Hiçbir ifademde böyle bir cümle olmadığını mahkemede gösterdim ve hakimler böyle bir ifadem olmadığını teyit ettiler ve kayıtlarda, çözümlerde hakimlerin beyanları var. 

SAVCI BU HUKUKSUZLUĞUN HESABINI POLİSLERE SORACAĞINA BU FEZLEKEYİ İMZALIYOR VE EL YAZISIYLA ÜZERİNE TUTUKLANMA İSTEMİYLE SEVK DİYE YAZIYOR.

Devam edeyim. Polis Fezlekesini Savcı Gökalp Kökçü, 2 Mart 2015 tarihinde alıyor. Ben Adliyeye saat 09:00 sularında geliyorum. Savcının ifademi almadan beni mahkemeye sevk ettiğini, tutuklanmamı istediğini öğreniyoruz.

Savcı bu polis fezlekesini alıyor ve üzerine el yazısıyla şunu yazıyor; “Şüpheli suçun niteliği, delil durumu, Genelkurmay Başkanlığı’nın yazısı dikkate alınarak, tutuklanma istemiyle sevk. 02.03.2015.” Savcı Gökalp Kökçü ve sicili yazılıyor.

Savcının el yazısıyla yazdığı o bölüm. Sağ üst köşe…

            Sayın savcı bu fezlekede ilgili bu bölümü okuyunca, polislere şunu demesi gerekliydi. Daha imajı alınmamış, mühürlü torbada olan bir CD içinde neler olduğunu nasıl bildiniz? Mührü mü açtınız yoksa eve CD’yi siz mi koydunuz?       CD içinde ne olduğunu bilmeniz imkansızken, bunu nasıl polis fezlekesine yazabildiniz?

            Bu gerekçelerle polisler hakkında suç duyurusunda bulunması gereken savcı, bu hukuksuz eyleme yeşil ışık yakıyor ve beni tutuklamaya sevk ediyor.

DARBE SANIĞI ASKERİN YAZISIYLA TUTUKLANDIM

Burada bir konuya daha parmak basayım. Savcının yazdığı ve tutuklanmama gerekçe yaptığı Genelkurmay’dan gelen yazının altında Adli Müşavir Muharrem Köse’nin imzası var. Bu kişi 15 Temmuz darbesini organize etmek suçlamasıyla tutuklandı ve müebbet hapis cezası aldı. Ses kayıtları medyada yayınlandı. Bu kişinin yazdığı yazı üzerine tutuklandım. Mahkemede de söyledim. Bu kişi FETÖ’cü ise ben de FETÖ’cü isem nasıl oluyor da benim yargılanmamı, hatta tutuklanmamı istiyor bu kişi? Hayatın olağan akışına, örgüt mantığına aykırı. Burada bir terslik var. Ben o kişinin yazısı üzerine tutuklanıyorum. Normal şartlarda beni koruması gerekliydi yazdığı yazıyla. Bu çelişkiyi de kimse açıklayamıyor. Yunanistan bölümünde ilerleyen sayfalarda bu konuyu ayrıntılı anlattım. Tekrar konumuza döneyim.

EVİME CD KONULDUĞUNU NASIL ÖĞRENDİM? VATAN EMNİYETTE POLİSLE NEYİN PAZARLIĞINI YAPTIM? HANGİ BELGEYE ORADA İMZA ATTIM? CD OLAYININ PERDE ARKASI

Mahkemede CD olayının perde arkasında yaşananları anlattım. Evimdeki aramadan bir gün önce polislerin evime girdiklerini anlattım. Evde kimse yoktu. Eşimin, kız kardeşinin düğün hazırlıkları için Ankara’da, benim de başka bir yerde olduğumu biliyordu polisler. Ben Beylerbeyi’nde gazeteci arkadaşlarla oturuyordum. Bir ekipleri de o kafedeydi.

Ben gece geç vakitlere kadar kafede otururken, diğer üç ekip evimde ve civarında aldıkları emri yerine getiriyorlardı. Gözaltına alınmadan bir gece önce üç ayrı ekip, üç ayrı araç, evimin civarındaydı. Bu ekipte yer alan bir polisin görüntüsünü de mahkemeye sundum.

Polisler bir gün sonra evime gelip arama yapınca, içlerinden biri sık sık bana mesaj vermeye çalışıyordu. Tavırlarını anlayamıyordum. Anlamadığımı anlamış olacak ki açık açık hukuksuzluklardan bahsetmeye başladı. Müdürleri Özgür Taşdemir’in evde bir saat kalıp evden gittiğini onun sayesinde öğrenecektim. CD’nin evime konulduğunu da bana söyleyecekti. Bir ara mutfakta sigara içerken CD bulma görüntüsüne iyi bakmamı söyleyecekti. Soruşturmayla ilgili birkaç ayrıntı daha verecekti.

Polislerin evimde “Balyoz Ekler 2” diye bir CD bulmaları imkansızdı çünkü bu gözaltından önce tam 7 kez gözaltına alınmıştım. Evimi aramak için ve beni tutuklamak için geleceklerini biliyorduk ve çantam hazır bir şekilde kapının önünde duruyordu. Evdeki tüm evraklar, kitaplar dahil gözden geçirmiştim. Polis deyimiyle “evim aslında tertemizdi.” Balyoz Ekler 2 diye de bir CD yoktu.  

Polisler bulduk deyince şaşırmıştım. Ne olduğunu anlayamadım. Nereden çıktığını sordum çünkü evimde olması mümkün değildi. Kitapların arasına tek tek bakmıştım daha önceden.

Polisin bana mesaj verip, “CD kondu” uyarısı üzerine, o an ne yapabileceğim üzerine düşünmeye başladım. Avukatım henüz gelmemişti, tanımadığım bilmediğim bir avukat aramaya eşlik ediyordu o da arama yapılırken üst kattaydı. Polislerin oyununu bozacak hamleyi sonradan buldum. Ve o hamleyi hayata geçirdim. Bu hamlem netice verdi ve polislerin CD oyunu bozuldu. CD’yle ilgili tek bir suçlama yapılmadı ancak, evimde yaptıkları işlem boşa çıkınca, bir gün sonra eski eş, kömürlük oyununu sahneye koydular.   

AMAÇLARI, DEVLETİN GİZLİ BELGESİNİ YOK ETMEYİP EVİMDE SAKLADIĞIMI İDDİA ETMEKTİ

Polisin ve savcının evime CD koyma amacı şuydu. İlk bölümde anlattım. Hüseyin Ersöz, askeri savcılık ifademin tarihini karıştırıyor ve Baransu orijinal belgeleri imha etti diye yalan bir haber yaptırıyor. Belgeleri savcıdan sakladığımı, imha ettiğimi de iddia ediyor. Bu yalan haber üzerine  “Devletin Gizli Belgelerini Yok Etme” suçlamasıyla tutuklandım. İlk bölümde detaylı anlattığım için bu bölümü geçiyorum. Savcı ve polisin amacı şuydu; Baransu orijinal belgeleri imha etmemiş, evindeki CD’de biz bu belgeleri bulduk. Beni bunla suçlayacaklardı. Devletin Savaş Planlarını evimde bulundurmakla suçlayacaklardı. İddianame dahil tüm evraklarda 2013 ve sonrasıyla ilgili suçlanıyorum. Oysa ben Balyoz haberini 2010 yılında yaptım, bavulu da 2010 yılında aldım. 2013 yılının niçin suç tarihi olarak yazıldığını önceki bölümde anlattım. 

Devam edeyim. 

Evimdeki polisin uyarısı sonrası, polislerin oyununu bozdum. Dikkat edilirse, evimde çıkan CD’yle, polis raporuna eklenen CD’nin görüntüsü, üzerlerindeki yazı aynı değil. Üzerlerindeki yazılar farklı. Detaya girmeyeceğim. İşte burada polislerin oyununu bozdum. Oyunları, komploları ellerinde patladı. Baransu’nun evinde savaş planlarını bulduk oyunu, evimdeki polisin uyarısını üzerine bozuldu. Kendisine şükranlarımı sunuyorum…

VATAN EMNİYETTE POLİSLE YAPTIĞIM PAZARLIK

Bu oyunun bozulmasını ardından ikinci bir şok yaşadım. Ev araması yapıldıktan sonra, ev araması-el koyma tutanağını imzalamam için bir polis bana getirdi. Önce okuyayım dedim. El yazısıyla yazılan, evimdeki aramada çıkan belgelerin yazıldığı tutanak. Tutanağı okurken, avukatım tutanağın bir kopyasını istedi. Polisler fotokopi çekme imkanlarının olmadığından bahsetti. Ben de yakında Güzeltepe Karakolu olduğunu söyleyip, evden çıktıktan sonra avukatımla bir polisin karakola gidip, fotokopi çekebileceklerini söyledim.

Bu konuları konuşurken, polisler bana bu tutanağa imza attırmayı unuttular. Ben sağlık kontrolü ve gözaltı için emniyete götürülürken, avukatım ve bir polis de fotokopi için karakola gittiler.

Vatan emniyete geldik. Birkaç saat geçti. Polislere bana imza attırmadıklarını söyledim. İçlerinden biri üst kata çıkıp, arama-el koyma tutanağını getirdi. İmza atmadığımı gördüler. Avukatıma bir nüshasını, imzamın olmadığı kopyayı vermişlerdi. Tam bir panik havası vardı.

Önce “imza atmam” dedim. Panik büyüdü. İmzadan sorumlu polis, beni bir kenara çekip, benimle konuşmaya başladı. Kendisiyle pazarlık yaptım. Verdiği bilgiler karşılığında imzayı attım. Çok şey anlattı. Sadece şunları söyleyeyim;

“Özgür Taşdemir’in bir saat durup evden ayrıldığını, yerine şişman amirlerinin imza attığını, evde her ne yapmışsam, müdürlerin planını bozduğumu, yukarıda müdürlerin bir birleriyle bağırıp çağırdıklarını, CD’lerin bulunma görüntüsüne bakmamı, beni perdelemek için aynı anda üç ekibin orada aramaya başladığını, dikkatimi dağıtmak için önüme bir polisin geçtiğini, beni konuşturduklarını ve CD’nin o anda işleminin yapıldığı gibi onlarca bilgi verdi.

Bu bilgileri öğrenince, kafamda soru işaretleriyle, bundan sonra neler yapacaklar, ben ne yapmalıyım diye düşünüyordum. Esra Konur, eski eş, kömürlüğe ihbar oyununu sahneye koyacakları aklıma gelmemişti. Evimde bulamadıkları, üzerinde “Balyoz Ekler 2” yazan CD boşa çıkmıştı ancak Esra Konur’un kömürlüğünde ihbar sonucu arama yapılacak ve ne tesadüf ki orada da “Balyoz Ekler 2” diye bir CD çıkacaktı ve bu cd’de devletin Gizli belgesi, savaş planı olacaktı. Beni bununla suçlayacaklardı ve o kömürlükte başka da bir şey çıkmayacaktı. Aramayı kimin yaptığını, arama görüntülerini savcının sonrada mahkemenin 5 yıldır bize vermediğini, taleplerimizi reddettikleri gibi detayları da anlatacağım.

APARTMANIN KAMERA KAYITLARINI İSTEDİK ANCAK SAVCI TALEBİMİZİ KABUL ETMEDİ

Polisin bu anlattıklarını avukatıma ilettim. Evime girildiğini, CD’nin kuvvetle muhtemel o girilme anında konulduğunu düşünüyorduk. (CD’nin daha sonra nasıl konulduğunu görüntülerden anlayacaktık)

Avukatım ve eşim sitenin güvenlik görevlileriyle görüşüp, aramadan bir gün önce, arama günü sitenin tüm kamera görüntülerinin tarafımıza verilmesini istediler. Parasını aidatlarımızla verdiğimiz güvenlikçiler anlayamadığımız şekilde sorun çıkarmaya başladılar. Polislerin kendilerini korkuttuklarını daha sonra bir güvenlikçiden öğrenecektik. Sitenin yöneticisinin eski bir polis olduğunu,  onun da kendilerini uyardıklarını söyleyecekti.

Kendi sitemde, aidatını verdiğim, bu tür durumlarda kamera kayıtlarını almak için para ödediğim kişiler, ben tutuklu olduğum için eşime ve avukatıma zorluk çıkarıyor ve görüntüleri vermiyorlardı. İddialar doğruydu, evime polis girmişti. Onlar da bir gece önce evimde neler olduğunu biliyorlardı, görüntüleri bize vermiyorlardı.

Görüntüleri alamayınca, 30 Mart 2013 tarihinde savcı Gökalp Kökçü’ye bir dilekçe sunduk. Bazı taleplerde bulunduk. Sitenin, apartmanın arama öncesi ve arama gününe ait görüntülerini, çevredeki mobese görüntülerinin dosyaya celbini talep ettik. Üç ayrı ekibin aramadan bir gün önce apartman civarında olduğunu söyledik.

Savcı, görüntüleri dosyaya getirtmedi. Dosyadan delil kaçırdı. Polisleri korudu. Kim bilir belki de kendisi de bu işin içindeydi ve o nedenle evime giren, bir gece önce orada olan kişilerin, polislerin görüntüsünün dava dosyasına girmesini istemiyordu. MOBESE görüntüsünü almadı, sitenin görüntülerini dava dosyasına koymadı. Aksi durumda polisleri korumasının bir nedeni olamazdı. Hakkımda dava açılınca, mahkemeden de ayı talepte bulunduk. Onlar da görüntüleri getirtmediler. İşte savcılıktan talep yazımız.

EVİMDE CD BULUNMA GÖRÜNTÜSÜ

Evcimde CD bulunma görüntüsü ilginç. Çünkü, söylediğim gibi evi tertemiz yapmıştım ve polislerin iddia ettiği gibi evimde “Balyoz Ekler 2” diye bir CD yoktu. O gün gelmişti o CD. Şimdi sizlere bu arama görüntüsünde CD bulunma anını göstereceğim. Dikkatinizi bir iki noktaya çekeyim. Arama yapılırken üç koldan arama yapılıyor ve bir iki polis benim dikkatimi dağıtıyor. Her yere bakamıyorum. Bana soru sorarlarken, biri beni perdeliyor. Vatan emniyette polisin dediğinin gerçek olduğu ortaya çıkıyor.

CD’yi bulan polise dikkat etmenizi istiyorum. Bir de kameraya çeken polisin hareketlerine dikkat ediniz. CD bulunmadan önce CD’yi bulan polis, bulmadan önce tek tek kitapları alıyor ve sayfa sayfa kitaplara bakıyor. Baktıklarını kutuya koyuyor. Ancak CD bulunmadan önce benim önüm kapatılmaya çalışılıyor. Polis, paçasının arasından bir şey çıkarıyor. Sonra görüntüden beş altı kitap çıkarılıyor. Kamere açısından. Polis kamerası hareketsizken bir anda hareketleniyor. Polis kamerası diğer yerleri çekmiyor. Sadece görüntü dışına çıkartılan beş altı kitaba odaklanıyor. O kitaplar bir anda görüntüye sokuluyor.

Kitaplara tek tek bakıp, sayfa sayfa karıştıran polis, bundan vazgeçiyor ve o beş kitabı alıp, kitapların arasına, koyduğu şeyi bulmaya odaklanıyor ve bir anda CD’yi buluyor. Görüntüleri izleyince komployu, kumpası daha net göreceksiniz. CD’yi bulanın bulmadan önceki arama şekliyle, CD’yi bulmadan hemen önce kitapları arama farkına bakınca da CD bulunmasını anlayacaksınız. Beş kitabın niçin kamera açısından çıkartıldığını, sonra bu beş kitap arasına CD konulduktan sonra kamera açısına sokulduğunu bu polisler gelip mahkemede umarım anlatırlar ve heyet de bu skandalın üzerine gider. 

Comments are closed.