ODA TV’NİN YALAN HABERİ İDDİANAMEDE YİNE DELİL OLMUŞ

ODA TV’NİN YALAN HABERİ İDDİANAMEDE YİNE DELİL OLMUŞ

OLAY 12

TARAF ASKERİ PLANLARIMIZI YAYINLADI VE YUNANİSTAN ÖĞRENDİ YALANI VE İFTİRASI

Bu bölüme kadar iddianameden yazdığım bölümlerde dikkatinizi bir konu çekmiştir. ODA TV’de yıllar önce bir yalan haber yayımlanmış. Savcı da bunu almış ve incelemeden, araştırmadan doğru kabul edip, soruşturmasına delil diye koymuş. Üstelik de kuvvetli şüphe diye bu yalan haberleri eklemiş. Mahkeme de bu yalan haberler nedeniyle tutuklanmama karar vermiş.

İddianamede benzer bir yalan haber daha var. Bu haber de ODA TV’de yayınlanmış. Yargılandığım dava klasöründeki 10. klasör tamamen bu konuya ayrılmış. Savcının iddiası şu; “Balyoz haberini Taraf gazetesi yayımlamış. Bir harita yayımlamışız. Bu haritayı 90 derece çevirince Balyoz planı ortaya çıkıyormuş. Haberi yayınlarken savaş planlarını (Egemen Planını) yayımlamışız. Yunan ordusu da savunma planlarımızı öğrenmiş.”

Bunu iddia eden savcı, Taraf gazetesinin hangi sayfasında, hangi tarihte, hangi gün böyle bir haberin yayımlandığını ise yazmamış çünkü böyle bir olay yok. İddiası, ODA TV’den aldığı yalan haber.

BU YALAN HABER TUTUKLANMAMA GEREKÇE YAPILDI

İşte bu yalan haberler, polis sorgusunda bana gerçekmiş gibi soruldu. Yetmedi, savcı bu yalan haberi tutuklanmama gerekçe yaptı. Tüm belgeleri birazdan aşağıda göstereceğim. 

En sonda söyleyeceğimi de en başta söyleyeyim. Polis sorgusunda bana sorulan, tutuklanmama neden olan bu olayı, savcı ben tutuklandıktan aylar sonra Genelkurmay Başkanlığı’na sormuş. “Oda TV’de şöyle bir haber var. Yunan basınında haberler çıkmış. Bunlar da Egemen Harekat planıymış. Yayımlanan harita da balyoz belgesiymiş. Bunlar doğru mu” şeklinde yazı yazmış. Yazıya ek olarak da Yunan basınında çıkan haberlerin “Yunanca, İngilizce ve Türkçe” çevirisini eklemiş. Yazıyı birazdan paylaşacağım.

GENELKURMAY BAŞKANLIĞI: HABERLERİN SAVAŞ PLANIMIZLA İLGİSİ YOK. İDDİALAR DOĞRU DEĞİL

Genelkurmay Başkanlığı da bu yazıya cevap vermiş; “Yunan basınında çıkan haberlerin Ertuğrul, Egemen Harekat Planıyla ilgisi yok.” Haberler doğru değil.

Genelkurmayın bu yazısına rağmen ne olmuş derseniz yazayım. Savcı gelen bu belgeyi iddianamesinde saklamış. İddianameye almamış. Eklere koymuş ve iddianamede bu yalanı devam ettirmiş. Yalan ve iftira olduğunu bile bile.

BALYOZ HARİTASI DEDİKLERİ HARİTA 1922 AFYON SAVAŞININ HARİTASIYMIŞ. YİNE YALAN VE İFTİRA

Taraf gazetesinde yayınlanıp, sonra Yunan basınında yayınlandığı iddia edilen haritaya gelince; (Taraf gazetesinde böyle bir harita hiç yayımlanmadı), yayınlanan harita 1922 Afyon savaşına ait haritaymış ve haritanın altındaki 1922 Afyon yazısını silmişler. Balyoz yazmışlar. Bildiğiniz evrakta sahtecilik yapılmış. Başka skandal, Türkçe çeviride, haritanın 1922 yılındaki Afyon savaşına ait olduğu zaten yazıyor. Savcı ve polisler bunu bile okumamışlar. ODA TV haberine o kadar inanmışlar ki…

İşte sizlere dört başı mamur bir skandalın daha öyküsü…

Tutuklanmama neden olan bu haber önce ODA TV’de işte şu şekilde çıkıyor.

Bu haber daha sonra Balyoz sanıkları avukatları tarafından “Savcı” Gökalp Kökçü’nün önüne konuyor.  Haberin ekine, Yunan basınında çıkan diğer haberler konuyor. Savcı da mal bulmuş mağribi gibi haberin üstüne atlıyor. Soruşturma polisine haberleri veriyor. Beni gözaltına aldırıyor. Gece yarısı karşımdaki polisler, “savaş planlarını yayınlamışsın ve Yunanistan öğrenmiş,  bu haberin hesabını ver” diyorlar.

Polis sorgumdaki bu skandal daha sonra iddianame sayfa 213, 214 ve 215’inci sayfalarına giriyor. Genelkurmay’ın cevap yazısı iddianamede yer almıyor. Çünkü, yazsalar skandal ortaya çıkacak ve beni saçma nedenlerle tutukladıkları ortaya iyice çıkacak.

İddianame 214’üncü sayfada bakın polisler bana bu yalan haberi gerçekmiş gibi nasıl sormuşlar;

Belgeleri Taraf yayınlayınca Yunanistan’ın eline geçmiş ve Yunanistan savaş planlarını öğrenmiş. İddia bu.

Bakın “savcı” Gökalp Kökçü, 1. Sulh Ceza Hakimliği’ne yazdığı, evimle ilgili “Arama, El Koyma” talebi yazısında neler yazmış. CD’deki bilgilerin Yunanistan’ın eline geçtiğini yazmış. Devamında da Yunan basınında çıkan haberlere yer vermiş. 27 Şubat 2015 tarihli bu yazı dava dosyası ek Klasör 3, sayfa 203’te.

Savcı bununla yetinmemiş. Savcı Gökalp Kökçü, 5. Sulh Ceza Hakimliği’ne, “TUTUKLAMA TALEBİ (MEVCUTLU)” yazı yazmış ve niçin tutuklanmamı istediğini belirtmiş. İşte gerekçelerden biri de bu skandal yalan haberdeki o iddialar. Dava dosyası EK Klasör 3, sayfa 119-120-121, 122.

Savcıya göre, planlar Yunanistan’ın eline geçmiş, savaş planlarımızı öğrenmiş Yunanistan. Yunan internet sitelerinde de bunlar yazılmış.

Mahkemenin beni tutuklamasının bir diğer skandal nedeni de bu.  Bu sitede tutuklanmama neden olan gerekçelerin nasıl yalan ve iftira olduğunu anlatıyorum. Tutuklanma gerekçelerimden biri de bu. Diğerlerini de yukarıda anlatmıştım. Ocak ve Şubat ayını karıştırıp, belgeleri yok ettiğimi iddia etmişlerdi. O yalan haber de ODA TV’de çıkmış ve delil olmuştu. 

SAVCIYA SORUYORUM: GAZETEDE NE ZAMAN, NEREDE, HANGİ TARİHTE DEVLETİN SAVAŞ PLANINI YAYINLAMIŞIZ?

Şimdi bir kişi bunu iddia ediyorsa ve o kişi Cumhuriyet Savcısı ise, bir de bir Gazeteciyi bu nedenle tutuklamaya sevk ediyorsa, yazdığı iddianamede bunu sayfalarca anlatıyorsa, 10. Klasörü sadece bu konuya ayırıyorsa, o zaman şu sorularımıza cevap vermesi gerekli. 

Taraf gazetesinin hangi sayısında, hangi tarihte, kaçıncı sayfasında, manşette mi, iç sayfada mı, nerede, hangi savaş planı yayımlandı ve Yunan devleti bunu öğrendi? Yayımladığım Karargah Kitabının hangi sayfasında, nerede yayınlandı bu savaş planları ve haritalar?

Sorularımız çok basit ve cevaplaması da çok kolay.

Gökalp Kökçü, savcı olarak bu sorulara cevap vermek zorundasın?

Bir savcı, eğer iddianamesinde 10’uncu klasörde, üstelik de 180 sayfadan fazla bu iddiaya yer veriyorsa, iddianamesinde sayfalarca bunu anlatıyorsa, polis sorgusunda bunu şüpheliye soruyorsa, mahkemeye bu şahsı bu nedenle tutuklayın diye yazdığı yazıya bunu gerekçe yapıyorsa, o zaman bu soruların cevabını vermek zorunda.

İddianamede bu soruların cevabı olmak zorunda, savcı da bu sorulara cevap vermek zorunda. “Ben küstüm, oynamıyorum, kaçıyorum” diyemez bir savcı.

Ya şunu diyecek; Taraf gazetesinin şu sayısında, şu tarihte ya da Mehmet Baransu’nun kitabının şu sayfasında yayınlandı. Delillerim bunlar. ” Bunu diyemiyorsa da şunu diyecek; “Ben ODA TV’deki yalan haberi gerçek zannettim ve Baransu’yu tutuklattım. Özür dilerim, iddialarım iftiraymış, gerçek değilmiş.”

Oda TV ve Hüseyin Ersöz’ün iftiralarına inanıp, incelemeden savcılık yapıyorsanız, bir de bu nedenle iftiralarla gazeteci tutuklatıyorsanız, o makamı terk etmek zorundasınız. Başka canlar yakmamak adına sizin yerinizde olsam, ya bu sorulara cevap veririm, ya da bugün görevimden istifa ederim.

SAVCININ İDDİASININ DELİLİ YOK AMA İDDİANAME YAZIYOR. ASIL SKANDAL BİRAZDAN…

Savcı delil ortaya koyamıyor, iftira atıyor. Bir savcı düşünün suç uyduruyor. Taraf gazetesinde, Karargah kitabımda tek bir sayfa, satır belge veya bilgi bu konuyla ilgili yokken, yalan söyleyebiliyor. Asıl skandal ise Genelkurmay’dan gelen yazıyı iddianamesine almıyor ve saklıyor. Yalan ve iftirasına aleni bir şekilde devam ediyor. Bakın neler yapmış savcı Gökalp Kökçü.

Erdoğan: Silivride tiyatro yok…
https://www.dailymotion.com/video/x6y48ff

 HARİTANIN ALTINDAKİ YAZIYI SİLİP, EVRAKTA SAHTECİLİK YAPIP,  ŞUNU YAZIYORLAR; “GÖRSELİ 90 DERECE ÇEVİRİNCE HARİTADA BALYOZ ÇIKIYOR”

HARİTAYI AMUDA DA KALDIRSANIZ, TERS DE ÇEVİRSENİZ KARŞINIZA BALYOZ DEĞİL, 1922 AFYON SAVAŞI HARİTASI ÇIKIYOR!

Yukarıdaki ODA TV haberinin yanı sıra yine ODA TV’de yayımlanan haberlere yer vermiş savcı. 180 sayfadan fazla bu konuya ayırmış soruşturmasını. Yunanistan sitelerinde çıktığı iddia edilen makalelere yer vermişler.

“Balyoz planının Yunan Reaksiyonu” diye başlamış makale. Onlarca sayfa savaş üzerine yazılar yazılmış. Makalenin Balyozla uzaktan yakından ilgisi yok. Ne Taraf Gazetesinde ne de kitabımda yayımlanmayan şeyler anlatılmış. Bir de makalede harita verilmiş. Bu haritanın da bizimle ilgisi yok. Biz yayımlamamışız. Bu harita Balyoz belgeleri arasında da yok. Makale yazarının tarih kitabından bulup kullandığı harita.

Harita Yunanca. Yunanca alfabeler ve yazılarla bölgelerin isimleri var. İşte suçlandığım harita.

Harita bu. Bu haritayla Yunanistan’ın savaş planımızı, gireceğimiz bölgeyi öğrendiği iddia ediliyor. Yazının altında şöyle bir not var. Haritanın altında. “Görseli 90 derece sol tarafa çevirirseniz, Balyoz resmini görebilirsiniz.”

Oda TV’de çıkan haber bu. Onlar da başka bir yerden almışlar anlaşılan.

Bu görseli 90 derece de çevirseniz, 180 derece de çevirseniz, amuda da kaldırsanız, yere de yatırsanız, dikey, yatay da baksanız Balyoz, Egemen Harekat Planı falan göremezsiniz. Çünkü, Balyoz bir darbe planıydı ve İstanbul’un üzerine, Türkiye’nin üzerine nasıl çökeceklerini konuştukları bir plandı. 

Bu makale 10 sayfa. Bu makalenin 10 sayfalık İngilizce orijinal versiyonu ve Yunanca yayımlanmış hali de dava dosyamızda var. Bakın ODA TV’ciler ve haberi aldıkları yer, nasıl evrakta sahtecilik, tahrifat yapmış. Savcı da aynı suça ortak olmuş.

Dava dosyasındaki İngilizce metne baktım. Çevirisi de yapılmış. Türkçesi de var dosyada. Her ikisini de inceledim. Yunan versiyonunun da İngilizce ve Türkçe çevrisi yapılmış. Onlara da baktım. Şu anlaşılıyor; Yunanistan’da bir makale yayınlanmış ve bunun İngilizce Türkçe çevrisi yapılıp dosyaya konmuş. Oda TV de bu haberleri internet sitesinde, Taraf’a iftira atarak vermiş. 

1922 YILINDAKİ AFYON SAVAŞI ÜZERİNE YAZILAN MAKELE, KULLANILAN HARİTA, BALYOZ HARİTASI DİYE PAZARLANMAYA ÇALIŞILMIŞ. SAVCI GÖKALP KÖKÇÜ VE TERÖR POLİSLERİ DE YİNE İNCELEMEDEN BALIKLAMASINA ATLAMIŞLAR BU İFTARININ ÜZERİNE.

Metin 10 sayfa olduğu için tamamını yazmayayım. Özetle şunu diyor. Balyozla ilgisi olmayan tarihsel Türk-Yunan savaşlarından bahsediyor. Haritanın verilmesinin nedeni de bu. O harita da 1922 yılına ait bir haritaymış. Ve işin enteresan tarafı Balyoz diye verdikleri Harita, 1922 yılındaki Afyon Savaşına ait. Afyonda, Yunanistan’la yaptığımız muharebeye ait. Üstelik orijinal Yunanca haberde, 1922 Afyon savaşına ait olduğu yazıyor. Siteler haberi yaparken, evrakta tahrifat yapıp, 1922’yi silip yerine “Haritayı 90 derece çevirirseniz Balyoz çıkar” cümlesini ekliyorlar. Orijinal haritada öyle bir ibare yok.

Kısacası haritanın, Balyozla, Edirne sınırımızla, 1. Ordu Komutanlığı ile uzaktan yakından ilgisi yok.

Savcı Gökalp Kökçü ve polisler bu iddianameyi hazırlarken tercümesini yaptırdıkları bu yazıları ya okumamışlar, ya da bizleri aptal yerine koyup, bu yalan ve iftirayı atalım, nasıl olsa bu salaklar, aptallar anlamazlar diye düşünmüşler.

Bir savcı düşünün; Afyon’da 1922 yılında yapılan bir savaşla ilgili haritayı yayımlayan bir makaleyi alıyor, sonra da “işte bu harita balyoz haritası” diye iftira atıyor. Makaleyi bile okumuyor. 90 derece sola döndürdüğünde, karşına Balyoz çıkıyor diye de bunu iddianamesinin eklerine koyuyor. Bunu bir gazeteciye suçlama diye yöneltiyor. Bu yalan üzerine bir gazeteciyi tutuklatıyor.

Bir savcının İngilizce bilgisi olmayabilir. Yunancası da olmayabilir. Ancak bu yazıların, hem İngilizce, hem Yunanca hem de TÜRKÇE çevirileri yapılmış çıktısı dosyada var. Tercümeleri yaptırılmış makalelerin. İnsan Türkçe okuduğunu anlamaz mı? Delil diye koyduğu makalelerin, Balyozla uzaktan yakından ilgisi yok. Bir savcı ve polis düşünün, toplamı 20 sayfa olan haberin çevirisini bile okuma gereği duymuyor ve ODA TV’nin yazdığına itibar ediyor. 

Savcı Gökalp Kökçü ve polislerine şunu söyleyeyim. ODA TV’ciler de dahil. Haritayı 90 derece değil, 180 derece döndürseniz de, amuda da kaldırsanız karşınıza çıkacak yer 1922 Afyon olacaktır. Afyon Savaşının da, 1. Ordu sınırlarıyla ilgisi yok. Balyozla uzaktan yakından ilgisi yok.

Ne savcının ne de polislerin makalenin Türkçe çevirisini bile okumadıklarını söyledim. Makalenin Türkçe çevirisi dosyamıza konmuş. Bakın neler yazıyor; Makalede tarihi Türk/Yunan savaşlarını yazmışlar. Ağustos 1922 yılındaki muharebeyi yazmışlar. Haritayı da bunun için kullandıklarını açık açık yazmışlar. İşte dava dosyamızdaki makalenin Türkçe çevirisinin yapıldığı bölüm. Makale, haber 1922 savaşıyla ilgili. Bunu bile okumamışlar. 10. klasör sayfa 2.

10. Klasör sayfa 3…  Ağustos 1922, Yunanistan’daki iç karışıklık, savaştan bahsediyor. Olmuş bitmiş bir olaydan bahsediliyor. Bunu Balyoz diye iftira aracı olarak kullanıyor savcı. Savcının İngilizcesi, Yunancası yok anladık da Türkçe okuma beceresi de mi yok. Bunlar makalenin dosyadaki tercümeleri.  Yunan basınında çıkan haberlerin tercümeleri.

10. Klasör 4’üncü sayfa. Tarihsel Türk-Yunan savaşı anlatılıyor makalede

Makalenin devamını okumayacağım. Aynı şeylerden bahsediyor. Makale yazarı 1922 ve sonraki yıllarda yapılan Türk-Yunan savaşlarıyla güncel bir değerlendirme yapmış. Bunu da zaten makalesinde söylüyor. 10. Klasör sayfa 5’e bakın, aynen şöyle diyor. “1922 Afyon savaşıyla benzer bir karşılaştırma yapacağım.”

Makalenin yazarı makalesinin başında bu makaleyi niçin yazdığını da belirtiyor. Tarihsel örnekler vererek, Yunan ordusunun Meriç’teki zorluklara ilişkin sorunların çözümünde yetersiz kaldığını düşünüyorum diyor ve buna karşı çözümler sunacağım bu makalede diyor.

Makalesine başlarken de diyor ki; (10. Klasör, 1 Sayfada var bu bölüm.) “Analizler açısından kendi gözlemlerim ve tavsiyelerim aşağıdaki şekildedir.”

Yunanlı bir kişi, Yunanistan’ın Türklere karşı savunma stratejisi konusunda yetersiz olduğunu belirtiyor. Bir makale kaleme alıyor. Tarihsel haritalar ve savaşlardan örnekler veriyor. Sonra bunu birileri alıyor. Ya okumuyorlar, ya anlamıyorlar, ya da bizleri salak yerine koyuyorlar, ya da kasıtlı olarak iftira atıyorlar. Balyozda yayınlanan haritalar, savaş planları diyorlar ve bizleri suçluyorlar. Bu makalenin Balyozla ilgisi yok.   

Yalan ve iftirayı daha iyi anlamanız için dava dosyamdaki bu makalenin Yunanca, İngilizce ve Türkçe metinlerindeki üç haritayı da vereceğim. Belgede nasıl tahrifat yapıldığını da sizler göreceksiniz. 1922 yılındaki haritayı, Afyon savaşıyla ilgili haritayı nasıl Balyoz diye bizlere yutturmaya çalıştıklarını belgesi.

Önce haritanın İngilizce metnindeki orijinal hali. 10. Klasör sayfa 11’de bu harita. 13 Ağustos 1922 Afyon Savaşı yazıyor haritanın altında.

Bu harita da 10. Klasör  2. Sayfadaki Türkçe çeviri haberindeki harita. Haritanın orijinalindeki bölümü savcı, polisleri, ODA TV’ci arkadaşları, 13 Ağustos 1922 Afyon kısmını yok ediyorlar. Yerine “Görseli 90 derece sola çevirirseniz Balyoz resmini görebilirsiniz” yazısını yazıp, iftira atıyorlar. Haritanın Balyozla, Egemen Harekat planıyla ilgisi yokken, Baransu’yu başka türlü suçlayamayacaklarını bilerek, iftira atarak tutuklatıyorlar.  

Bu harita da Yunanca yazılan makaledeki harita. 10. Klasör sayfa 19. Orada da Ağustos 1922 Afyon Savaşı olduğunu göreceksiniz.

Gördüğünüz gibi üç harita da aynı. Hiçbir farklılık yok. Orijinal metinden şunu anlıyoruz ki bu harita 13 Ağustos 1922 yılına ait bir haritaymış. Yunanistan’ın Küçük Asya Ordusunun 13 Ağustos 1922 tarihindeki manevra planıymış bu harita. Afyondaki muharebe planıymış. Bu harita da defalarca yayınlanmış. Tüm tarih kitaplarında olduğu gibi her yerde varmış.

MAKALEDEKİ NE HARİTAYI NE DE DİĞER BİLGİLERİ TARAF YAYIMLAMAMIŞ.

Bu haritayı, Taraf gazetesi hiç yayımlamamış. Mehmet Baransu Karargah kitabında hiç yayımlamamış. Balyoz darbe planı içerisinde böyle bir harita yok. Bambaşka bir plan ve tarihi Afyon savaşıyla ilgili bir harita bu.

Ancak, iki savcı onlarca polis kalkıp şunu iddia ediyorlar. Taraf ve Baransu yazdı, savaş planlarımız deşifre oldu. Delil diye bunları koyuyorlar iddianameye. Ve beni bu nedenle tutukluyorlar. Tutuklama belgelerini, yazılarını ve iddianamedeki ilgili yerleri gösterdim sizlere.

ASLINDA MAKALEYİ YAZAN KİŞİ YUNANİSTAN’IN SAVAŞ PLANLARINI DEŞİFRE ETMİŞ. TÜRKİYE, YUNANİSTAN’IN PLANLARINI ÖĞRENMİŞ BU MAKALELERLE 

Makaleyi yazan kişi, aynı isim aynı kişi, bir başka makale daha yazmış. O makalede de yine kendi analizlerini sıralamış. Türklerin savaş obüsleriyle Yunan sınırını vurabileceği gibi analizlerin ardından aslında Yunanistan’ın savaş planlarını deşifre eden bilgiler vermiş makalesinde. Yunanistan sınırıyla ilgili bilgiler, Meriç, Egnatia bölgesi arasındaki mesafe, bir savaş esnasında Yunanistan’dan Türk askerinin girebileceği yerler, enlem, boylamları, Egnatia geçidi, Türk-Bulgar sınırı, buradaki geçişler, tali yollar dahil bir çok ayrıntıyı yazmış yazar. Aslında bu makaleyi okuduğunuzda ortaya şu çıkıyor. Yunanlılar kendi planlarını deşifre etmişler bu makaleyle. Kendi ülkeleri ve geçitleriyle ilgili ayrıntılar vermişler.

Bunlar ne Balyozda ne Taraf’ta ne de kitabımda yer alan bilgiler değil. Olması da mümkün değil, çünkü bilmeyiz biz. Savcı ve polisin bu makaleleri okumadığı o kadar belli ki. Yunanlı bir isim aslında Yunanistan’ın planlarını açık açık yazmış makalesine. Genelkurmay’ın elinde belki de bu ayrıntılar yok. Yunanistan’la ilgili. Çünkü yazar, kendi ülkesindeki geçişlerin bile ayrıntısın vermiş. Bildiğiniz Yunanistan’ı detaylı anlatmış. Zaafları, coğrafi bölgelerin zaaflarını tek tek sıralamış. Genelkurmayın bile elinde olmayan Yunanistanla ilgili bilgileri vermiş.

MAKALEDE TÜRKİYE’NİN SİLAHLANMA ÇABASI YAZILMIŞ. NATO ÜYESİYİZ VE SİLAH ENVANTERİMİZ ZATEN DÜNYANIN BİLGİSİ DAHİLİNDE

Makalenin devamında Türkiye’nin silahlanma çabasına da yer verilmiş. Bu bilgiler de zaten gizli değil. Kaldı ki bunları da biz yayımlamadık. Türkiye NATO ülkesi. Yunanistan NATO ülkesi. Bu iki ülkenin de nerelerden ne silahlar aldığı belli. NATO envanterinde var bunlar. 

MAKALEDE 2008’DE YUNAN BASININDA ÇIKAN HARİTALARI ELEŞTİRMİŞ YAZAR. BALYOZ İSE 2010’DA TARAF’TA YAYIMLANDI. İKİ YIL ÖNCE YAYIMLANAN HABER VE HARİTAYLA İLGİLİ; “TARAF YAZDI YUNAN BASINI ÖĞRENDİ” DEMİŞ SAVCI. ŞAKA YAPMIYORUM BUNU DEMİŞ SAVCI

Savcının iddialarını okurken, adaletin düşürüldüğü durumlar için üzüldüğüm anlar oldu. Makalede son iki yıldır, 2008’de Yunanistan’da yayınlar yapan bir internet sitesinden bahsediliyor. Meriç planıyla ilgili yazılar yazılıyormuş bu sitede. Eleştiriler yapılmış. Dava dosyamızda yine onlarca sayfa bu makaleye yer verilmiş. Bu makalenin de Yunanca, İngilizce ve Türkçe üç ayrı çevirisi dosyada var. 10. Klasörde sayfa 38’den 45’e kadar Türkçesi, sonra Yunanca yazılmış hali devam ediyor.

SAVCI; ALMAN-FRANSIZ-YUNAN SINIRI HARİTALARINI TÜRKİYE DİYE İDDİA ETMİŞ

Meriç planı diye bahsedilen konunun, makalede yer alan konunun da Balyozla, Taraf’la, Karargah kitabıyla uzaktan yakından ilgisinin olmadığı anlaşılıyor. Biraz Türkçesi olan, yazması olmasa bile okuması olan biri ne yazıldığını anlıyor. Yeter ki okusun.

Taraf gazetesi Balyoz haberlerini 20 Ocak 2010 tarihinde yaptı. Kitabım da Mart ayının sonunda- Nisan 2010 başında çıktı. Ortada daha Balyoz haberleri yokken, iki yıl önce Yunan sitelerinde bazı savaş planları, haritalar yayınlanmış. “F-16 İt dalaşı” olayları sonrası makale yazılmış. Dava dosyasında 10. Klasör 39’uncu sayfada “Hendekler” denilerek haritalar yayınlanmış. Bu haritalarda Fransız-Alman Sınırındaki Maginot hattından, Almanların zırhlı kuvvetlerinden bahsedilmiş. Daha önce yayımlanan haritalar verilmiş.

Yunan medyasında iki yıl önce (Balyoz haberinden iki yıl önce), 2007-2008 yılında yayımlanan haberlere, haritalara yer verilmiş. Yazar da zaten makalesinde bu konuyla ilgili bilgisizliğe dem vurup, bazı değerlendirmeler yapacağım demiş. İki yıl önce yayımlanan hendek haberleriyle ilgili demiş. O bölümün de kupürünü vereyim de savcı Gökalp Kökçü, TEM polisleri gibi yalan söylemediğim, iftira atmadığım anlaşılsın. 10. Klasör, Sayfa 38. Makaleyi neden yazdığını belirtiyor.

Bir sonraki sayfada Yunanistan-Edirne arasındaki haritayı vermiş. Balyozla ilgisi yok. Yunanistan’ın bu bölgeden Türkiye’ye, Edirne düzlüğüne karşı atak yapabileceğinden bahsetmiş. Yunanistan’ın kendi taktiklerini yazmış yazar. Yunanlı isim, Yunanistan’ın planını deşifre etmiş. O haritayı da göstereyim. Makaledeki. 10. Klasör sayfa 39.

Makalenin devamında da tarihsel savaşlar, örnekler, Fransız, Alman sınırı hattındaki savaş planı gibi detaylar verilmiş. Okuduğunuzda yazının, makalelerin, Türk Yunan, Yunan-Bulgaristan, Yunanistan-Almanya-Fransa örnekleriyle, tarihsel bir makale olduğunu görüyorsunuz. Makalede kullanılan haritaların hiçbirinin Balyozla ilgisi yok. 

Makalede yazılanlar bu kadar netken, savcı ve polisler okumadan, anlamadan beni suçluyorlar. Kanıt diye bu makaleyi tutuklanmama neden yapıyorlar. Sonra iddianameye yazıyorlar.

SAVCI: BARANSU BU NEDENLE TUTUKLANDI? İDDİAMIZ DOĞRU MU DEĞİL Mİ BİZE BİLDİRİN

ODA TV’deki yalan haberi delil diye dosyaya koyan, sonra beni bu nedenle tutuklayan savcı Gökalp Kökçü, en başta yapması gerekeni, beni tutuklattıktan sonra yapmış. Genelkurmay Başkanlığı’na yazı yazmış. Yazının girişinde ilginç bir cümle kullanmış savcı. Tutuklandığımı söyleyip, tutuklanmam ile ilgili bu iddianın da somut delil olduğunu yazmış yazıya. İşte o yazı;

Yazının devamında savcı Gökalp Kökçü, evlere şenlik iddialarda bulunmuş. Yazının ikinci sayfası. 10. Klasörün sayfa 92 ve 93.

“Bir kısım müştekilerce” …

            Savcı, Oda TV’de çıkan yalan haberden bahsetmiş. Ergin Saygun müşteki olarak bize bu haberleri verdi demiş. Sonra da Taraf gazetesinin haberinden sonra, Yunan basınında haberler çıktığını, askeri haritalar yayınlandığını ve askeri casusluk suçu işlediğimizi iddia etmiş. Egemen Harekat Planının yayımlandığını iddia etmiş. Yazısına, makalelerin 90 sayfa tutan İngilizce, Türkçe, Yunanca çevrilerini eklemiş. Bu iddialar doğru mu demiş. Tutuklu iş olması nedeniyle de acilen cevap istemiş Genelkurmay’dan.

            BENİ BU GEREKÇEYLE TUTUKLUYOR, SONRA DOĞRU MU DİYE GENELKURMAYA SORUYOR

Savcı Gökalp Kökçü, Genelkurmaya bu yazıyı 6 Mart 2015 tarihinde göndermiş. Beni ise 2 Mart 2015’te tutukladı. Yani dört gün önce. 

Beni gözaltına alıyor, polis bana sorgumda, “Egemen Harekat Planını yayınlayarak, savaş planlarını Yunanistan’ın öğrenmesine neden oldunuz” diye suçluyor ve ne diyeceğimi bana soruyor. Sonra savcı tutuklama müzekkeresi yazıyor ve beni bu nedenle de tutuklamak istediğini hakime bildiriyor. Hakim de bu nedenle tutukluyor.

Ancak, bunlar hiç olmamış gibi dört gün sonra savcı şunu diyor Genelkurmay’a; “Ben bu nedenle tutukladım ancak nedenim doğru mu değil mi bana bildir. Tutuklu olduğu için de acilen bildir.”

Şaka değil bu anlattıklarım. Bunların hepsi, yargılandığım davamda oldu. Ve bu nedenle de halen tutukluyum.

Şimdi bu savcıya sormak gerekli, bu hakime sormak gerekli. Madem elinde belge bilgi yok, daha delilin yok, sen nasıl olur da bunu gerçekmiş gibi kabul eder ve bir gazeteciyi tutuklarsın?

GENELKURMAY CEVAP VERİYOR; YUNAN BASININDA ÇIKAN HABERLERİN, EGEMEN HAREKAT PLANIYLA, BİZİM SAVAŞ PLANLARIMIZLA İLGİSİ YOK

Genelkurmay Başkanlığı, 26 Haziran 2015 tarihinde yani tutuklanmamdan 4 ay sonra savcıya cevap veriyor. Yazıya EK A diye bir de inceleme raporu ve 36 sayfalık bir de ek koyuyor. 36 sayfalık ek dediği çıkan haberler. 26 Haziran 2015 tarihli raporun üst yazısı. 10. Klasör sayfa 138.

Rapor Cumhuriyet Başsavcı Vekili Orhan Kapıcı’ya geliyor. Orhan Kapıcı’nın imzasıyla da 8 Temmuz 2015 tarihinde savcı Gökalp Kökçüye gönderiliyor. 10. klasör sayfa 138’deki belgedeki Orhan Kapıcı notu.

Genelkurmay Başkanlığı iki sayfalık İnceleme Raporu hazırlayıp tüm sorulara cevap vermiş. Raporun ikinci sayfasında 2. maddenin (d) bendinde yazanlar ve 6. maddedeki SONUÇ bölümü.

Sizler için raporda yazılan bölümleri sarı renkle işaretledim. Ne diyor Genelkurmay Başkanlığı; bana gönderdiğiniz belgeleri, yazıları, haberleri, makaleleri inceledim. Haritaları inceledim. Haritaların Egemen Harekat Planıyla hiçbir ilgisi yok. Egemen Harekat Planında yer alan haritalar değil bunlar diyor. (D) bendinin 1. maddesinde. 2’nci maddesinde ne diyor; Yunanistan basınında yer alan bilgiler, hususlar Egemen Harekat Planıyla benzerlik taşımıyor. SONUÇ kısmında da diyor ki Egemen Harekat Planıyla yunan haber sitelerinde çıkan haberlerin uyuşmadığı tespit edilmiştir.

Rapor 22 Mayıs 2015 tarihinde hazırlanmış ve İstanbul’a gönderilmiş.

İDDİALARIN İFTİRA VE YALAN OLDUĞU ORTAYA ÇIKMASINA RAĞMEN, SAVCI İDDİANAMESİNDE BU YALANLARA VE İFTİRALARA NİÇİN DEVAM ETTİ? ÇÜNKÜ;…

Makalelerin Türkçesi okunduğunda da iddiaların saçma olduğu net bir şekilde görülüyordu. Genelkurmay Başkanlığı’nın bu yazısıyla da saçmalığa, iftiraya nokta konuldu.

Ancak ortadaki aleni bu gerçekliğe rağmen savcı ne yapmış derseniz anlatayım. Bunlar yokmuş gibi iddialarına devam etmiş ve delil diye de ODA TV’nin yalan haberini koymuş. Yukarıda iddianamenin sayfalarını da verip, bu akıl tutulması durumu savcının nasıl devam ettirdiğini gösterdim. Genelkurmay Başkanlığı’nın bu yazısını ise saklamış ve iddianamesinde hiç bu yazıdan bahsetmemiş.

Savcının yalan ve iftiraya devam etmesinin nedeni ise şu; Beni iki gerekçeyle tutukladı.

1: Şubat ayındaki ifademi Ocak ayı zannedip, orijinal belgeleri imha ettiğimi, savcıya vermediğimi söyleyip, bu kumpas ve algısı üzerinden dosyayı oluşturdu. Ben tarihleri karıştırdıklarını ortaya koyunca da kumpasları, algıları ellerinde patladı. ODA TV’deki Hüseyin Ersöz’ün tarih karışıklığı nedeniyle bina ettikleri iddiaları çöktü. Bu planları çökmesine rağmen beni yine de bu nedenle tutukladılar. Başka türlü beni tutuklayamazlardı. Çünkü bu suçun “Gizli belge imha etme, yok etmenin” cezası 8 ile 12 arasında.

2: İkinci gerekçeleri ise şu olacaktı. Taraf gazetesi savaş planlarını yayımladı, Yunan devleti savaş planlarımızı öğrendi. Bu yalan üzerine tutuklandım. Bu da hem dosyadaki makalelerin çevirisi hem de Genelkurmay Başkanlığı yazısı üzerine çöktü.

ANAYASA MAHKEMESİ, TARAF GAZETESİ SAVAŞ PLANI, GİZLİ BELGE YAYIMLAMADI

Dosyamıza Anayasa Mahkemesi’nin bir kararı da girdi. Mahkeme, Taraf gazetesinin Gizli Belge, savaş planı yayımlamadığını karara bağladı. Anayasa Mahkemesi kararıyla bu da kesinleşti.

Gizli belgeler imha etmediğim, yok etmediğim, tahrif etmediğim de ortaya çıktı. Bunun da ODA TV’deki yalan bir haber olduğu, ifademde olmayan cümleleri ifademde varmış gibi eklendiği, ayların karıştırıldığı ortaya çıktı.

Beni tutukladıkları tüm gerekçelerin yalan ve iftira olduğu ortaya çıkmasına rağmen, savcı iddianamesinde bu yalanlara devam etti. Çünkü diğer türlü yaptığı sahtecilikler, hukuksuzluklar, bir sayfalık ifademi bile okumadığı, askeri savcılık ifademin tarihine bile bakmadığı gibi durumlar ortaya çıkacaktı ve insan içine çıkamayacaktı bu savcı. Yalan da olsa, iftira da olsa iddialarına devam etti.

MAHKEMEDE GENELKURMAY YAZISINI ÇARPITMAYA ÇALIŞTILAR. TEK SORU SORDUM VE SUSTULAR

Mahkemede, iddianamedeki bu bölümü anlatırken de ilginçlikler yaşadım. Duruşmalarda, müşteki ya da katılan değilseniz, müşteki sıralarında oturamıyor ve sanığa soru soramıyorsunuz. Ancak mahkememizde de hukuk tarihine geçecek olaylar yaşanıyor. Müşteki olmayan kişiler, dinleyici olarak mahkemeyi izlemesi gereken kişiler, müşteki sıralarına oturuyorlar. Bir de savunmamı bölüp bana sorular soruyorlar. Mahkeme başkanı da hiçbir sıfatları olmayan bu kişilerin soru sormasına izin veriyor. Bildiğiniz, televizyon programında açık oturum yapılıyormuş gibi yargılama yapılıyor. Başkan da buna izin veriyor. Başkana sunduğum belgeleri, Başkan tutuyor, müşteki, katılan bile olmayan, sadece izleyici olan askerlere veriyor. “Bu belgeye ne diyorsunuz, Baransu doğru mu söylüyor’ diye onların onayını alıyor bir anlamda.

Son celsede Genelkurmay Başkanlığı’ndan gelen yazıyı anlattım ve belgeyi de Başkan’a sundum. Başkan müşteki ve katılan sıfatı olmayan ancak onların sırasında oturan Ahmet Yavuz paşaya belgeyi verdi. Bakması için. O da baktı ve “bu cevap ilginç, bu belge incelenmeli” dedi. İma etiği durum şuydu; “Bu yazıyı FETÖ’cüler yazmış olabilir?”

Kendilerine şunu söyledim ve bazı sorular sordum: “Taraf gazetesinde, hangi tarihte Egemen Harekat Planını yazdık? Hangi haritayı yayınladık? Bunu iddia ediyorsanız bize gazete nüshasını gösterin? Tüm gazete nüshaları da dava dosyasında mevcut. Bir tek delil gösteremezsiniz.”

Bu söylediklerime cevap veremeyince müşteki sıralarından bir isim “Ses kayıtlarında yayınlandı. Youtube’a konuldu.” dedi.

Yine kendilerine soru sordum; “Hangi tarihte yayınlandı? Nerede yayınlandı?  Youtube sitesinde ne zaman konuldu Egemen Harekat Planı. Bugüne kadar bu yönde tek bir iddia neden gündeme gelmedi?”

Ses kayıtlarında da böyle bir durum olmadığı için yine cevap veremediler. Çünkü bu da doğru değildi. Sonra ne mi oldu derseniz. Taraf gazetesinde yayımlanmamış, Karargah kitabında yayımlanmamış dediler.  

Bu kez yeni bir iddia gündeme getirdiler. Son duruşmada aynen şunu söylediler: “Mahkemede, yargılama sırasında Egemen Harekat Planı deşifre edildi. Taraf gazetesinde, youtube’da değil.”

FETÖ SANIĞI, DARBECİ İSMİN YAZISIYLA TUTUKLANDIM

“Bu yazıya bakılmalı, FETÖ sanıkları bu yazıyı hazırlamış olabilir” diyen Ahmet Yavuz ve Mahkeme Başkanına, tutuklanmama neden olan Genelkurmay’dan gelen bir yazıyı gösterdim. Kendilerine şunu söyledim; “Tutuklanmama gerekçe yapılan yazıyı şuan darbeden yargılanan ve kamuoyunun yakından bildiği bir isim savcılığa göndermiş. FETÖ’cü dediğiniz isimler, bilakis benim tutuklanmama neden olmuşlar.”

Olayı kısaca anlatayım. Gözaltına alınmadan bir ay önce, Genelkurmay Başkanlığı’ndan 5 Şubat 2015 tarihinde, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na  üç sayfalık yazı gönderilmiş. Yazıda “Egemen Harekat Planı’nın GİZLİ bir plan olduğu ve 2008 yılında Genelkurmay ve 1. Ordu Komutanlığı tarafından imha edildiği” yazıyor.

İşte bu yazı tutuklanmama neden oldu. Polis sorgumda bana bu yazı soruldu. Yazının tarihini de yanlış yazmışlar evraka. Uyarımla farkına vardılar. Yazı 5 Şubat 2015 tarihli. Polis sorgumda bunu bana 05/12/2015 tarihinde gelen yazı diye sordular. Polis sorgum 1 Mart 2015 tarihindeydi. Aralık ayının gelmesine daha 10 ay vardı. Polislere bunu söyleyince farkına vardılar. Yazınının sayı numarasına bakınca tarihte hata yaptıklarını gördüm.

İşte polis sorgusundaki o hata. Aynı hatayı tutuklama kararımda da yapmışlar. Evrakları önceden hazırladıkları için hatayı görememişler. Tarih aslında 05.02.2015 olacak.

            Tekrar konumuza döneyim. Tutuklanmama neden olan bu yazıyı Genelkurmay Adli Müşaviri Albay Muharrem Köse göndermiş. Darbe günü Jandarma Genel Komutanlığı’ndaki olayları organize ettiği iddia edilen ve ses kaydı ortaya çıkan isim. Mahkemede başkan dahil tüm üyelere bu yazıyı gösterdim ve “FETÖ”cüler bırakın beni korumayı, ceza almam için ellerinden geleni yapmışlar” dedim ve ortalığı sessizlik kapladı.

            Mahkemede heyete de sunduğum o yazı. Dava dosyamızda 3 klasör sayfa 205-207 sayfalar arasında bu belge. Yazının ilk ve son sayfasının görselini veriyorum.

KARARGAH KİTABINDA MEHMET PARTİGÖÇ BÖLÜMÜ VE GÜRKAN HACIR’IN MANİPÜLASYON VE İFTİRASI.

            Konu FETÖ’den ve darbeci askerlerden açılınca, 15 Temmuz sonrası Habertürk televizyonunda yokluğumda yapılan bir yayından bahsedeyim. Program sunucusu Didem Arslan Yılmaz. Konuklarından biri de Gazeteci Gürkan Hacır.

Gürkan Hacır, 15 Temmuz darbesinin konuşulduğu programda, bir ara şunu söyledi. “Taraf’ta şu ismini şimdi hatırlayamadığım gazeteci vardı…. Hıııı.. Baransu. Baransu’nun Karargah kitabını evde kütüphanede 15 Temmuz sonrası bir kez daha gözden geçirdim. Kitaptaki belgeler dikkatimi çekti. Mehmet Partigöç, onun hazırladığı belgeler….”

Hacır, yokluğumda, cevap hakkımın olmadığı bir yerde, kendince bir kurnazlık yaparak, darbe, Sıkıyönetim Emrinin altında imzası olduğu iddia edilen Mehmet Partigöç’le aramda irtibat olduğunu, Karargah kitabındaki bilgilerin de onun tarafından bana verildiği gibi bir algı çalışması yaptı.

Didem Arslan Yılmaz da Hacır’dan pası alıp, bana “vurarak” konuyu kapattı. 

Kendilerine bu vesileyle birkaç hatırlatmam olacak. Mahkemede de bunları söyledim.

DİDEM ARSLAN YILMAZ, 17-25 ARALIK SONRASI 2014 YILINDA FETÖ DERNEĞİNDEN  HANGİ ÖDÜLÜ ALDIN?

“FETÖ”de, milat olarak birileri 17-25 Aralık 2013 sonrasını gösteriyor. Didem Arslan Yılmaz, 17-25 Aralık sonrası hangi FETÖ örgütünden plaket aldığını acaba kamuoyuna açıklayabilir mi?

Hafızasına yardımcı olayım. Halit Esendir adlı Fethullahçıların bilinen bir isminin bir basın derneği vardı. Derneği ismini şuan hatırlayamıyorum. Kendisi ödül aldığı için bana ismini lütfedebilir. Sevinirim. Bu dernek, 17-25 Aralık 2013 tarihi sonrası, 2014 yılında gazetecilere bir ödül verdi.

Ödül verilen isimlerden biri de Arzu Yıldız’dı. Yıldız Ankara’da olduğu için ödülünü benim almamı benden rica etti. Ben de o programa gittim. Ödülün verildiği yer ise Çemberlitaş FEM Dershanesinin üst katındaki salondu. Sevgili Didem, aldığın ödülü ve yaptığın konuşmayı hatırlıyorsun sanırım. Lütfedersen, tüm kamuoyu öğrensin. Bir de kuliste yaptığın konuşmayı paylaşırsan çok sevineceğim.

Daha ölmedim sevgili Didem…

GÜRKAN HACIR VE İFTİRASI

Bu detayın ardından Gürkan Hacır ve iftirasına geleyim. Sevgili Hacır, televizyonda ismim üzerinden bir algı çalışması yapmaya çalıştığının farkındayım. Gerçeklerin algıyı tuz buz etme özelliği var. Sana da hatırlatayım. Henüz ölmedim.

Karargah kitabımda Mehmet Partigöç’le ilgili onlarca sayfa yazı yazdım. Kendisinin hazırladığı bir rapora yer verdim. Ancak senin algı çalışması yaptığın şekilde değil.

Dursun Çiçek… Hepimizin bildiği isim. İrticayla Mücadele Eylem Planı hazırlayan, sonra imzasını değiştiren isim. İşte Dursun Çiçek’in imzasını ev aramasında üstelik de el yazısıyla tutulan aramada değiştiren kişi Partigöç. Kitabımın 168 ve 169’unca sayfasında her iki imzayı da belgeleriyle verdim.

Bu belgeleri nereden aldığıma gelince Hacır. O belgeleri de bana Kadıköy C. Başsavcılığı hakkımda soruşturma açıldığı için verdi. Dursun Çiçek haberini yapınca, hakkımda 301. maddeden soruşturma açıldı. Genelkurmayın emriyle açıldı. Dosya Kadıköy C. Başsavcılığına gelmişti. Savcılığa ifade vermeden önce dosyanın (iki klasördü) fotokopisini aldık. Genelkurmay hazırlamış ve sivil savcılara göndermişti. Savcı ifademi aldı ve dosyayı izin için Adalet Bakanlığına gönderdi.

Belgelerde dikkatini çeken bir isim olacak. Fehmi Tosun. Bu kişi Cumhuriyet Başsavcı vekili. Dikkat edersen, tüm belgelerde kaşesi var. Anadolu adliyesi Başsavcı Vekiliydi. Onaylı dosyayı bana teslim etti. Belgeleri Mehmet Partigöç falan vermedi.     

MEHMET PARTİGÖÇ CUNTACIDIR DİYE KARARGAH KİTABINDA 2010 YILINDA YAZI YAZAN BENİM SEVGİLİ HACIR.

Geleyim Partigöç meselesine. 15 Temmuz sonrası bu isim üzerinden beni linç girişimine. Mahkemeleri takip etmediğini, iddianame okumadığını biliyorum. Ama okumadan, takip etmeden fikir sahibi olabiliyorsun. Kitabımı bile okumamışsın zaten. Okusan bu kadar aleni iftira atmaz, yalan söylemezsin. Mahkemelerde verdiğim ifadelerimde, Mehmet Partigöç’le ilgili neler anlattığımı sana söyleyeyim. Senin nezdinde de tüm algı yapanlara.

Mahkemelerde Karargah kitabımda, Mehmet Partigöç’le ilgili neler yazdığımı okuyorum sadece. Senin okumadan fikir sahibi olduğu kitap.

Hatırlarsan, Dursun Çiçek imza olayında yakalanınca, Genelkurmay göstermelik evini aradı. İşte ev aramasına giden kişi Partigöçtü. Evdeki el yazısıyla hazırlanan tutanakta imza sahtekarlığı yapan kişi.

Bununla da yetinmedi. İrticayla Mücadele Eylem Planı’yla ilgili bir de bilirkişi raporu düzenledi. İşte Karargah kitabıma bu bilirkişi raporunun görselini koydum. Senin Mehmet Partigöç ismini gördüğün rapor. Kitabın 140’ıncı sayfasında.

“Her sakallıyı dede zannetme hastalığı” sende de nüksetmiş anlaşılan. Kitapta Baransu ne yazmış diye okumamışsın bile. Partigöç, işte bu raporla Dursun Çiçek’i aklamaya çalıştı. Gerekçesi şuydu: Belgede, “Gri, siyah, beyaz propaganda terimleri var. Bunlar askeri yazışmada olmaz, askerin kullandığı terimler değildir.” Bunun gibi onlarca sahte gerekçeyle, Dursun Çiçek’i korumaya çalışmıştı Partigöç.

Ben de kitabımda bu raporun sahte olduğunu belgeleriyle ortaya koyup, Partigöç’ü ağır eleştirdim. Harp Akademilerinde okutulan kitapların belgelerini buldum ve askerin “gri, siyah vb. propagandayı ders olarak okuduklarını gösterdim.

Partigöç’ün sahte bilirkişi raporu hazırladığını yazdım. “Bilirkişiden karartmalı rapor, Göstermelik bilirkişi raporu, Sahte Bilirkişi raporları” başlıklarıyla yapılan hukuksuzlukları kitabımda yazdım.

Şimdi geleyim asıl çarpıcı noktaya Sevgili Gürkan Hacır… Bendeki yüreği, kendinde olan et parçasıyla kıyaslama. Birazdan bu cümleyi niçin kullandığımı da anlayacaksın. Okumadığın ancak algı çalışması yaptığın o kitapta, bak neler yazmışım Mehmet Partigöç hakkında. 2010 yılında yazdığımı hatırlatırım sana. Partigöç henüz Albay. General bile değil.

YIL 2010. KARARGAH KİTABI, MEHMET BARANSU: “PARTİGÖÇ KARARGAHTAKİ CUNTACILARDAN BİRİ”

Sana ve senin gibilere kolaylık olsun diye sayfa numarası da vereyim. Kitabımın 230’uncu sayfasında “Göstermelik Bilirkişi Raporu” başlığının devamında, Partigöç ve üç ismin sahte rapor hazırladıklarını belirtip şöyle demişim;

“…Cunta faaliyeti yürütenlerin göstermek istediği belgenin askeri yazışma kurallarına göre yazılmadığını kanıtlayarak belgenin askerin içerisinde olduğu bir cunta tarafından hazırlanmadığını kanıtlamaktı…”

Yazının devamında cunta içerisinde bulunanların belgenin askeri yazışma kuralına uymadığını söyleyip, kendilerini kurtardıklarını yazıyorum. Partigöç hakkında yazdıklarım çok uzun. Karargah kitabımın 137’nci sayfasından 280’inci sayfası arasını okursan bulursun.  Partigöç ve raporu hazırlayan diğer isimler hakkında soruşturma açılması gerektiğini de yazdım. Ordudan ilişiklerinin kesilmeleri gerektiğini de tek yazan ve söyleyen bendim.

Partigöç’ün yaptığı hukuksuzlukları 2010 yılında kitabımda yazan tek kişiyim. Sizler ise o dönem, Mehmet Partigöç’ün yaptığı bu hukuksuzluğu, raporu savunuyordunuz. Partigöç’ün rütbesini de yazayım o dönem. Kitabımdaki belgede zaten var. Kurmay Albay. Bu rütbeyi not et sevgili Gürkan Hacır, birazdan niçin önemli olduğunu yazacağım.

Algı yapmadan önce kitabımı okumalıydın. Ben daha ölmedim. Hayattayım. Yalan ve iftirana ben öldükten sonra devam edersin. Sahte bilirkişi raporu hazırlayanlar hakkında o dönem Genelkurmay Başkanlığı işlem yapsaydı, bugün Mehmet Partigöç general yapılmamış olurdu. Albay rütbesiyle emekli edilirdi. 15 Temmuz da olmazdı.

Mehmet Partigöç’ün, Dursun Çiçek’in “kankası” olduğunu da yazan ve söyleyen tek kişiydim o dönem. Sizler ise bu “kankaları” savunuyordunuz. Parntigöç-Dursun Çiçek arasındaki ilişkiyi anlaman için yazayım sevgili Gürkan Hacır; Seninle, Barış Yarkadaş arasındaki ilişki neyse, Çiçek’le, Partigöç arasındaki ilişki de o.

Daha Albay rütbesinde olan bu kişi hakkında 2010 yılında kitabımda bunları yazdım. Evrakta sahtecilik yaptığını yazdım. Bunların hepsini 2010 yılında yazdım ve Mehmet Partigöç henüz Albay’dı. Hakkında soruşturma açılıp, ordudan atılması gereken bu kişiyi kim korudu ve General yaptı dersen onu da anlatayım. Programlarda algı çalışması yapacağına, keşke bu gerçekleri anlatsan da millet 15 Temmuz’a nasıl gelindiğini öğrense. Öyle Balyoz, Ergenekon diyerek milleti kandırmazsınız.

Partigöç’ü o dönem koruyan isim Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’du. Hakkında bu sahte rapor nedeniyle soruşturma açtırmadı. Sevgili Hacır, asker çevren çoktur. “Militarist ve faşist” bir yanının olduğunu da gördüm içerdeyken. Başbuğ kimler için ‘kalbim, beynim ve aklım” derdi? Bu üç isim kimdi? Bu üç ismin, 15 Temmuz darbesinde rolü var mıydı?

Araştırırsan, bu kişilerin kim olduğunu,  kimlerin bu isimleri nasıl koruduğunu ve haklarında soruşturma açtırmadığını ve nedeni bulursun. Karargah’ta 15 Temmuz’a nasıl gelindiğini de anlamış olursun. Millete de anlatmış olursun. Bu ülkeye bir hayrın dokunur.

Karargah kitabımda yazdıklarımı birileri dikkate alsaydı, Partigöç, Albaylıktan Tuğgeneralliğe yükseltilmezdi. 2010’da emekli edilirdi. Diğer üç isimle birlikte. 15 Temmuz darbesinin de önü kesilmiş olurdu.

Ben FETÖ’cülerin en önemli ve en kilit ismi olduğu iddia edilen bir kişi hakkında bunları 2010 yılında Karargah kitabında yazan kişiyim. Partigöç’ü kimlerin general yaptığına ve onu koruduğuna bakın. Bu ülkeye daha hayırlı hizmetler edersiniz.

Bendeki yürekle, sendekini karıştırma dedim. Sendeki et parçasıyla karıştırma. Şimdi sendekinin et parçası olmadığını kanıtlama vakti bence. Bu üç ismi ve kimlerin bu üç ismi koruduğunu yazabilme cesaretini gördüğüm gün, sözlerimi tashih ederim. Senden de özür dilerim.  

Bu arada tüm mahkemelerde söylüyorum, burada bir kez daha söyleyeyim. Bana Terör Örgütü Üyesi, terörist, FETÖ diyecek, anasından doğmadı. Sarıkamış faciası başta olmak üzere şehit torunu olan bana, bu iftirayı atanlara aynıyla cevap veriyorum. Bu siyasi karanlık günler elbet geçecek. Kimsenin haddine değil bana “terör örgütü üyesi ” demek. Ben şehit torunuyum. Senin de haddine değil bana “terörist” demek.

Sevgili Gürkan Hacır… Sana ve en yakın “arkadaşına” gelince. Hatırlar mısınız, bana yıllar önce bir “avukat ve belediye başkan yardımcısını” göndermiştiniz. Ataköy belediyesiyle ilgili yolsuzluk iddiası varmış. Ataköy Belediyesi CHP’li olduğu için, sizler de CHP’li olduğunuz için YAZAMIYORMUŞSUNUZ ve benden bu kişileri dinleyip, iddialarına inanırsam yazmamı söylemiştiniz. Bana gönderdiğiniz iki ismi hatırlıyorsunuz sanırım.

Benimle ilgili algı çalışması yapmadan önce, FETÖ’cü demeden önce, geçmişinde iz bırakan bu tür olaylara bakmanı tavsiye ederim. Bendeki cesareti test etmeye kalkma. Altında ezilirsin. Bendeki yürekle, kendindeki kıyaslama. Ola ki kıyaslamaya kalkarsan da Ataköy Belediyesindeki yolsuzluk haberlerini niçin yazmaktan korktuğunu hatırla. Kimsenin bugün ekranlarda, yokluğumda şahsıma iftira atmasına katlanamam. Daha ölmedim. Öldüğüm gün iftiralarınıza devam edersiniz.

Bu arada araştırman için sana katkı vereyim. 15 Temmuz darbesine karışan generaller nasıl ve ne zaman terfi ettiler anlatayım. Balyoz haberiyle ilgisi yok bu kişilerin terfi etmelerinin.

9 Mayıs 2012 yılında Askerlik Kanunu’nda değişiklik yapıldı. Mecburi hizmet süresi 15 yıldan 10 yıla düşürüldü. Darbecilerin önü açıldı.

11 Şubat 2014: Askerlik Kanununda yine değişiklik yapıldı. Terfiler 1 yıl öne alındı. 4 yıllık albaylar ve 3 yıllık generaller böylece terfi sırasına girdiler. 15 Temmuza katılan generallerin yarısı bu değişiklikle terfi aldılar. Terfi edilmeyenler de istifa etti ya da emekli oldular.

30 Aralık 2015: 37 AK Parti milletvekilinin imzasıyla yasa değişikliği teklifi meclise sunuldu. Albayların generalliğe terfi etme süreleri 4 yıla indirildi. İşte darbecilerin büyük bölümü bu yasa değişikliğiyle terfi aldı. Yıl 2015.

Darbeye katılanların terfi yıllarına bak. 2014 ve 2015 yılında aldıklarını görürsün.

23 Haziran 2016: Yine askeri kanunda değişiklik yapıldı. Mecburi hizmet süresi değiştirildi. 28 yıla düşürüldü ve bir çok asker emekli oldu.

Ve aynı yıl, “terör nedeniyle” EMASYA benzeri bir madde meclisten geçirildi. O dönem cezaevinde hücrede, tek başınaydım. Medyadan bunu okudum ve Mayıs ayında bir yazı dizisi yazdım. Meclisi, iktidarı uyardım. Bu değişikliği yapmayın, sıkıyönetim, Emasya, terör diye darbecilere gerekçe verirsiniz dedim. Balyoz yazı dizime bak. 2016 yılı. Görürsün.

Ne oldu? İktidar beni dinlemedi ve bu yasayı hayata geçirdi. 15 Temmuz hainleri de “terör” gerekçesiyle sokağa çıktılar ve mahkemelerde şimdi çoğu yalan söylüyor; “Darbeyi bilmiyorduk, bize terör operasyonu denildi” diye bu yasa tasarısına sığınıyorlar.

Bir şey daha söyleyeyim. Balyozu Baransu, Taraf yazdı, muvazzaf askerler tutuklandı. Bu da koca bir yalan. Üç tane Balyoz iddianamesi var. Muvazzaf askerler Taraf’ın yayınlarıyla değil, bir yıl sonra Gölcük Donanma Komutanlığında bulunan belgelerden sonra tutuklandı. İddianamelere bakınca 80’in üzerinde askerin, Gölcük nedeniyle tutuklandığını göreceksin.

Son bir hatırlatma. MİT Tırları olayları FETÖ’nün hükümeti yıkma olayı olarak tüm iddianamelerde yazılıyor. MİT tırları olayında kilit isim olduğu söylenen bir kişi var. Tuğgeneral Hamza Celepoğlu. Bu kişi kim mi? İstanbul İl Jandarma Komutanıyken beni yasa dışı dinleyen kişi. Ben bu kişi dahil tüm o dönem görevde olanlar hakkında suç duyurusunda bulundum. Bulunmak bir yana Taraf’ta bu kişileri manşet yaptım. Fotoğraflarını bastım. Bu kişi o dönem Albay rütbesindeydi. Hakkında soruşturma açılması için, HSYK müracaatta bulundum.

Bu kişi hakkında soruşturmayı da kapatmışlar. Müşteki, mağdur olmama rağmen tarafıma tebligat yapılmadan olayı kapatmışlar. Bu kişi Albay rütbesindeyken ben hakkında haber yaptım ve suç duyurusunda bulundum. Soruşturma açılması için uğraştım. General olamazdı hakkında soruşturma açılsa. Kim mi bu kişiyi korudu? Araştırırsan eminim bulursun.

Ben FETÖ’nün en kilit isimlerinden biri olduğu iddia edilen bir kişi hakkında, Albay rütbesindeyken bunları yaptım. Örgüt mantığına aykırı bu durum olsa gerek.

Dedim ya Ataşehir Belediyesindeki yolsuzluk iddialarını haberleştirmekten korkan senin, hakkımda, yokluğumda konuşman canımı acıtan olay. Bendeki cesaret ve yürekle, kendindekini sakın karıştırma. Ne senin haddine, ne başkasının haddine bana “terörist” demek. Ben şehit torunuyum. Ağzınızdan çıkanı kulağınız duysun.

“Dost acı söylermiş.” Gerçi sizler gibi “dost” olacağına….   

Comments are closed.