YİNE ODA TV YALANI, YİNE SAVCININ ARAŞTIRMADAN İDDİANAMEYE YAZMASI

YİNE ODA TV YALANI, YİNE SAVCININ ARAŞTIRMADAN İDDİANAMEYE YAZMASI

OLAY 14

TUNCAY OPÇİN DENİZ KUVVETLERİNDEN ATILMA BİR ASKERMİŞ! NOKTA DERGİSİNDE ÇALIŞMIŞ. BENİM, “AĞABEYİMMİŞ!”

YİNE ODA TV’DEKİ YALAN HABER VE SAVCININ, POLİSLERİN HABERİ SAKLAYIP, İDDİANAMEYE BUNU KOYMALARI!

Hakkımdaki iddianamede dikkatinizi çeken bir nokta var. Savcı ve polisler tüm iddiaları ODA TV’de çıkan yalan haberlere dayandırmış. Savcının taktiği şöyle, Oda TV’de yalan haber yayınlanıyor.  Savcı da incelemeden, doğru mu değil mi diye sormadan, bunu alıp, kopyalayıp iddianameye koyuyor.

Ayları karıştırıp, “savcıya belge vermedi, kopyalarını verdi, savcıdan belge sakladı” aymazlığı, “ifadesinde Orijinal belgeleri imha ettim, dedi” iftirasının hikayesini yukarıdaki bölümlerde okudunuz. Bir de Tuncay Opçin’in Deniz Kuvvetlerinden atılma bir asker olduğu ve benim “ağabeyim” olduğu iftirasını iddianameye koymuşlar. Adres yine tanıdık. ODA TV’de olan bir haberi iddianameye konu etmişler. Oda TV’de çıktığı bilgisini gizleyerek. Yaptıkları araştırma sonucu buldukları imajı vererek.  

Oda TV’de 11 Ağustos 2013 günü Tuncay Opçin’le ilgili bir haber çıkmış. Yazının Başlığı şu; Derginin Adı CHRONICLE”

Haberde, bu dergiyi Tuncay Opçin’in yönettiği, Veli Küçük’ün, Doğu Perinçek’in Ermeni olduğuyla ilgili bu dergide haberlere yer verildiğinden bahsetmiş. Derginin kullandığı kaynakların tartışmalı olduğunu yazmış.

Burada araya girip, bilmeyenler için anlatayım. Tuncay Opçin, o dönem dergisinde bu haberleri yapmış, ortaya belgeler, şecere kayıtları koymuştu. Haber kamuoyunda çok tartışılmıştı. İsmail Saymaz, ben ve bir çok gazeteci iddiaların doğruluğunun peşine düşmüş ve telefonda da konuşmuştuk. Hatta ben, Veli Küçük’ün kızıyla buluşmuş ve bu iddiayı kendisine sormuştum. Babasının nasıl olup da çok iyi Ermenice konuştuğunu kendisine sormuştum. Babasına sormuş ve çocukken öğrendiği cevabını bana iletmişti kızı.

Haber çok tartışılmıştı çünkü, Hrant Dink’i ölüme götüren süreci ateşleyen Veli Küçük’ün ermeni olduğu iddia ediliyordu. Tarihi belgeler dergide yer almıştı. Aile kökleri, şecere kayıtları falan. Tuncay Opçin’i mahkemeye vermediler bu haberle ilgili. Mahkemeye  vermemeleri de bizleri kuşkulandırmıştı o dönem. “Demek ki iddialar doğru” diye düşünmüştük.

Devam edeyim. Oda TV 11 Ağustos 2013 tarihindeki haberinde bu dergiyi ve Tuncay Opçin’i yazmış. Yazıda Tuncay Opçin’in deniz kökenli eski bir asker olduğunu, ordudan atıldığını yazmış. Sık sık ABD’ye gittiğini, NOKTA dergisinde çalıştığını yazmış.

Devamında da benimle irtibatlandırmış Tuncay Opçin’i. Eski bir denizciymiş, Baransu’nun “ağabeyiymiş”, en çok da Deniz Kuvvetlerinden belgeler çıkıyormuş ve Deniz Kuvvetleri hedef alınmış.

Haber özetle bu. İsteyen biraz genişini Oda Tv arşivinden bulabilir.

Haberin Tuncay Opçin, Chronicle dergisi yayın yönetmeni bölümü hariç, diğer bilgiler doğru değil. Yalan ve iftira.

İddianamede Tuncay Opçin-Mehmet Baransu belge iddiası da aslında bu habere dayanıyor. Esra Konur’un yalan ve iftirasından önceki kaynak burası. Konur da buradan esinlenmiş olmalı. Konur bölümüne girmeyeceğim çünkü o bölümle ilgili henüz mahkemede savunma yapmadım. Mahkemede savunma yapmadığım bölümleri burada yazmıyorum. Kendisini de dinleyeceğiz. Sorular soracağız mahkemede. Burada mahkemede henüz anlatmadığım hiçbir şeyi yazmadım. İfademin ardından bu bölümler de burada olacak. Mahkeme ve heyete saygım gereği, ilk önce onlara anlatıyorum.  

Beni Metris’e götüren polis amiri ne demişti; “Sizin elinize belge tutuşturuyorlar siz de haber yapıyorsunuz sanıyorduk, ev aramasında algımız değişti.”

Herkesi kendileri gibi zannediyorlar. İşte herkesi kendi gibi zanneden Savcımız Gökalp Kökçü, eline tutuşturulan bu haberi alıyor ve soruşturma dosyasına koyuyor. Haberi polislere veriyor ve polisler de ODA TV’de çıkmış bu haberi, kendileri araştırma yapmış ve bu bilgileri bulmuş gibi BİLGİ NOTU’na çeviriyorlar. Üzerine GİZLİ damgası vuruyorlar ve oluyor sana delil. Şunu da söyleyeyim. Oda TV’de çıkan haber demiyorlar. ODA TV’de çıktığı bilgisini gizliyorlar. Kendi araştırmalarıyla bu bilgileri bulmuş gibi BİLGİ NOTU düzenliyorlar. Üzerine de çok GİZLİ damgası vuruyorlar. Sonra da beni suçluyorlar. Söylediklerim şaka değil. Bakın ODA TV’nin 11 Ağustos 2013 tarihli haberi, polisin el marifetiyle GİZLİ damgalı Bilgi Notu olarak, üzerine de tarih konarak önce dosyamıza sonra da iddianameme nasıl girmiş.

Polisin başka bir bilgi notu daha var. Orada da ODA TV’deki, Veli Küçük, Doğu Perinçek’in Ermeni olduğuyla ilgili Opçin’in yaptığı haberlere yer vermişler.

            Savcı da, ismini artık biliyoruz Gökalp Kökçü, bu BİLGİ NOTU’nu bakın iddianamesinde nasıl kullanmış. Doğruluğunu araştırmadan. Yalan mı iftira mı gerçek mi bile demeden, iddianamesine aynen almış.  “Faruk Söker iddianameyi yazdı, ben yazmadım demesin sayın Kökçü. Faruk Söker’in yazmadığını biliyoruz. Söker’i ziyaret eden, sınıf arkadaşı benim köylüm sayın Kökçü. Ben henüz ölmedim Gökalp bey. Senin soruşturmanı, Faruk Söker’den de dinledik.

            Devam edeyim… 

            İddianame sayfa 236’daki bölümü size göstereyim. Tanıdık gelecek bu cümleler. İddianame sayfa 236

            Bu iddialar iddianamede bir kez geçmiyor. İddianame sayfa 230’da, 262’de aynı paragrafa tekrar tekrar yer vermişler.

İDDİANAMEDEN: TUNCAY OPÇİN ŞECERE KAYITLARI ÜZERİNDEN ERGENEKON SANIKLARINA ERMENİ DEMİŞ.  YİNE ODA TV HABERİ

Oda TV’nin 11 Ağustos 2013 tarihindeki haberinde bir de neler yazılmıştı. Tuncay Opçin, çalıştığı dergide, Veli Küçük ve Doğu Perinçek hakkında şecere kayıtları yayınlamış ve onların Ermeni olduğu iddialarında bulunmuştu. Savcı Gökalp Kökçü ve polisleri bunu da başka bir Bilgi Notu haline getirmişler ve bakın iddianameye nasıl almışlar bu konuyu. Perinçek ve Küçük’ün isimlerini saklayarak iddianameye yazmışlar.

İddianame sayfa 236 ve 237’de Opçin’in, Chronicle Dergisinde bazı Ergenekon sanıklarının şecere kayıtlarını haber yaptığını, milli manevi değerleri yüksek vatandaşlarımız arasında bu kişileri itibarsızlaştırmayı hedeflediğini yazmış savcımız. İşte iddianamedeki  o bölümler.

            ODA TV’nin 2013 yılındaki yalan haberine 2015 yılında GİZLİ damgası vurup, Bilgi Notu diyerek, işte böyle iddianame koyuyorlar ve benimle Opçin arasında haberler üzerinden irtibat kuruyorlar. ODA TV kaynaklı Bilgi Notundaki önce iddialara geleyim, sonra yalan ve iftiraları tek tek yazıp, cevap vereyim.

1: Tuncay Opçin, Deniz Kuvvetlerinden atılma bir askermiş. Eski denizciymiş.

2: Askeriyeden atılması sonucunda FETÖ yayın organlarında bir şekilde gazetecilik yapmaya başlamış.            

3: Nokta Dergisinde çalışmış.

Bu Bilgi Notu görünümlü iftiraları görünce aklıma deve hikayesi geldi. Deveye sormuşlar “neren eğri” diye, o da “nerem düz” diye cevap vermiş. Bu iddiaların neresini düzelteyim diye düşündüm ancak bir cevap bulamadım. Bu bölümü okuduğunuzda sizler de benim gibi düşüneceksiniz. ODA TV bu haberi yaptığı zaman Tuncay Opçin kendileriyle dalga geçen bir açıklama yaptı ve mezun olduğu okulları, askerliğini nerede yaptığını açıkladı. Belgeleri yayınladı. Savcımız ve polislerimiz bundan bi haber oldukları için yine yalan ve iftiraya bel bağlamışlar.

Balyoz Darbe Planı mıydı?
Bahçeli : Celal Adan doğru söylemiş

https://twitter.com/Ahmet_Brns/status/1204119211754151936?s=20

TUNCAY OPÇİN İZMİR’DE DÜZ LİSE MEZUNU. DENİZ KUVVETLERİNDEN ATILMA BİRİ DEĞİL

 1: Tuncay Opçin’in hayatında ne Deniz Kuvvetlerinde ne de başka bir askeri kurumda okumadığını, okumadığı için de dolayısıyla askeriyeden atılmadığını söylersem sanırım şaşırmazsınız. Tuncay Opçin’in askerlikle ilişkisi bedelli olarak askerliğini yapmış olması. Askerliğini de Çanakkale Jandarma’da yapmış. 28 gün, bedelli askerlik diye biliyorum.

Savcı Gökalp Kökçü ve polisler, Google’a girseler, tüm bu bilgilere ulaşacaklar. Çünkü, Tuncay Opçin bu haberden sonra, ODA TV’cileri tiye alan yazılar yazdı. Açıklama yaptı.

Tuncay Opçin, askerliğini bedelli olarak yapmış biri. Nereden biliyoruz, çünkü askerlik sonrası Türkiye’nin o günlerde çok konuştuğu bir habere imza attı da oradan biliyoruz. Haber, Aktüel Dergisinde çıktı. Kaç yılında bedelli yaptı bilmiyorum. Çanakkale’de askerlik yaparken, askerlik yaptığı yerin daha önceki komutanlarından biri Veli Küçük’müş. Küçük, yemekhaneyle, yemek pişirilen yer arasına raylı bir sistem yapmış. Yemeklerin taşınması için. Haberden aklımda kalanlar 10 metre uzunluğunda falan.  Aktüel dergisinde tam olarak kaç metre olduğu yazıyordur. İşte bu raylı sistemin olduğu yere Veli Küçük bir tabela astırmış. Kendisi tarafından buranın yapıldığını tabelaya yazdırmış. Opçin de bunu fotoğraflamış. Askerliği bittikten sonra da buranını kaça mal olduğunu Aktüel Dergisinde yazdı. Haberin başlığını hiç unutmuyorum; “Veli Küçük, kazık büyük.” Küçük’ün devleti zarara uğrattığını, bu raylı sistemin de hiç kullanılmadığını yazmıştı.  

Opçin’in askerlikle ilişkisi bu. İzmir’de okumuş. Liseyi orada bitirmiş. Sonra üniversitede siyasala girip yarım bırakmış diye biliyorum. Ardından da tarihi bitirmiş. Hayatında Deniz Kuvvetleri komutanlığında görev almamış, oradan atılma biri değil. Sivil bir kişi.

Askerlikten atıldıktan sonra bir şekilde FETÖ yayın organlarında çalıştığı iddiasına gelince. Bir şekilde mi nasıl şekilde olduğunu bilemem. Ben kendisini Aksiyon dergisinde çalışırken tanıdım. 28 Şubat döneminde. Ben Akşam gazetesi sonrası dergide işe başladığımda, kendisi dergide çalışıyordu. Biz iki yeni arkadaş dergiciliğe yeni başladığımız için bizden tecrübelileri dikkatle takip ederdik. Aramız çok da iyi değildi. Kısa bir süre beraber dergide çalıştık. 6 ay olabilir. Daha sonra dergiden kendisi ayrıldı.

Aktüel dergisinde çalışmaya başladı. Yıllarca orada gazetecilik yaptı. Sanırım 1997 sonrası Aktüel’de başladığı macerası 2011 ya da 2012 yılına kadar devam etti. Bu süreçte bir kez atılmış, bir kez de ayrılmış ancak daha sonra tekrar dergiye dönmüştü. Dergiden atılma süreci haber olmuş ve bunu kamuoyuna açıklamıştı.

Savcımız ve polislerimiz, Google’lasalar, bunların hepsini görecekler ancak ellerine tutuşturulan ODA TV yalan haberlerine o kadar itibar etmişler ki ortaya işte bu adına  iddianame bile denmeyecek iddianame çıkmış.  

Savcımızın üçüncü iddiası neydi? Nokta Dergisi’nde çalışmış. Tuncay Opçin hayatında Nokta Dergisi’nde çalışmamış.

Sanırım Oda TV’cilerin ve savcının Nokta Dergisi fantazisi şuradan kaynaklanıyor. Nokta Dergisi’nin yayımladığı, Alper Görmüş’ün yayımladığı günlüklerle, Tuncay Opçin arasında bağ kurmaya çalışıyorlar. Çalışınca da böyle iddiaları yazabiliyorlar.

Şimdi bir savcı düşünün, polis düşünün. Bunları iddianamesine yazıyor. Deniz Kuvvetleri’ne bir yazı yazsa, “Tuncay Opçin sizin personeliniz miydi? Ne zaman ordudan atıldı? vb.. sorular sorsa gerçeği öğrenecek. Ya da İzmir Milli Eğitime yazı yazsa, bakanlık AKP’nin elinde, bakanlıktan istese, Opçin’in nerelerde okuduğunu, kaç yılında mezun olduğunu öğrenecek.

YÖK’e yazı yazsa, sorular sorsa, Opçin’in üniversitelerde hangi yıllarda okuduğunu öğrenecek.

Nokta Dergisi’ne yazı yazsa, ya da Nokta dergisinde çalışan kişilere sorsa gerçeği öğrenecek. Alper Görmüş’ün Nokta Dergisi’nde çalışanlarının bir bölümü şuan iktidar medyasında çalışıyor. Her gün ekranlara çıkıyorlar. Onlara sorsa, gerçeği öğrenecek.

Ama yapmıyor çünkü, eline tutuşturulan yalan ve iftiralara itibar eden, araştırma yapmayan bir savcı ve polisler var.    

Savcının bir iddiası da Opçin’in sık sık ABD’ye gitmesi. ODA TV haberinde bu yazıyordu hatırlarsanız. Opçin sık sık da ABD’ye gitmemiş. Benim bildiğim bir kez gitmiş. İngilizce için. Belki bir kez daha gitmiştir.

Tüm bu bilgileri nereden biliyorum sorusuna gelince. Okumayan bir millet olduğumuz için savcısı da polisi de okumuyor. ODA TV’nin niyeti farklı olduğu için onlar okuyup çarpıtanlardan. Opçin, bu yazıdan sora açıklama yaptı, yazılar yazdı.    

TUNCAY OPÇİN TARİHÇİ VE ŞECERE KAYIT “MANYAĞI”

Tuncay Opçin niçin şecere kayıtlarını yayınladı konusuna gelince. Ben Tuncay Opçin’i sanırım 1997 yılında tanıdım. Şecere “manyağıdır” kendisi. Hürriyet gazetesinde ölüm ilanlarında, kim kimin akrabasıdır, bunu takip eden biriydi. Bir kişi daha vardı kendisi gibi. Mehmet Kamış. O, günlük tutar gibi yazardı bunları. Bir haber kaynağına ulaşmak isterse, bu akrabalık ilişkilerinden faydalanırdı.

Opçin aynı zamanda da Tarih mezunu. Osmanlıca bilir. En yakın arkadaşı Aksiyon dergisinde çalışan Ali Beydi. O da tarihçi. Marmara Tarih’te öğretim görevlisi. FETÖ’cü falan değildir. MHP’lidir. Ben kendisini de tıpkı Opçin gibi dergide tanıdım. O dönem yanılmıyorsam, Kültür Bakanı Agah Oktay Güner’in de danışmanlığını yapardı. Halen sık sık ekranlarda kendisini görüyorum. Her iki isim de şecere kayıtlarına, Osmanlıca metinlerine ilgiliydi. Kütüphaneler ve sahaflar onların vazgeçilmez adresleriydi.

Doğu Perinçek ve Veli Küçük haberini yaptığı dönemde kamuoyunda bu haber çok konuşuldu. Ben de yukarıda belirttiğim gibi Veli Küçük’ün kızıyla görüştüm. Hatta benim kitap yayıncım Veli Küçük’ün kitabını çıkarmak istiyordu. Ben kızı ve avukatı vasıtasıyla Veli Bey’e sorular hazırladım. Eğer kitap yazacaksa, kamuoyunun merak ettiği bu soraların cevabı olmalı dedim. Adapazarı üçgeninde işlenen cinayetler,  Susurluk raporu, meclise niçin gitmediği, Orhan Pamuk ve Hrant Dink’e karşı tutumu gibi onlarca soru hazırladım. İşte bu kitap konuşmasının olduğu dönemde, Opçin’in haberi çıktı ve ben kızı Zeynep Hanıma babasının nasıl olup da Ermenice bildiğini sordum.

Kimse bilmez ama Veli Küçük emniyette ilk göz altına alındığında çok iyi Ermenice konuşmuştu ve polisler şaşırmıştı. Kızı da babasına sormuş ve küçükken öğrendiğini söylemişti bana.

Yine kamuoyu bilmez. Veli Küçük, Adana’da görev yaparken, 1980 öncesi kaçakçılıkla mücadele eden bir isimdi. Kaçakçılar kendisinden intikam almak için çocuğunu katlettiler. Hafızam yanıltmıyorsa kamyonla ezdiler. Bu bilgiyi de Aksiyon dergisinde yaptığım, o dönem çok ses getiren Maraş Katliamı öncesi Maraşa gönderilen silahların hikayesini yazdığım dönemde öğrenmiştim. O dönemin aktörleri, gümrükçüleri, emniyet yetkilileri bana bu olayı anlatmışlardı.  

Okumayan, araştırmayan bir toplum olduğumuz için, savcı Kökçü bu iftiraları yazmadan önce bana sorma gereği duysa, bugün bunları yazmazdı.

MAHKEME BAŞKANIYLA ARAMDA GEÇEN DİYALOG; “TUNCAY OPÇİN’İ NİYE BU KADAR SAVUNUYORSUN!”

Oda TV haberinde, dolayısıyla iddianamede bu yalan ve iftiralar anlatıldıktan sonra ne deniyordu. Opçin deniz kuvvetlerinden atılma bir asker, bu süreçte deniz kuvvetleri hedef alındı. Belgeyi Opçin getiriyordu. Baransu’nun da “ağabeyiydi.” Üzerinde en çok çalışılan belgeler Deniz Kuvvetleri Belgesiymiş.

Savcı da işte bu yalan haber ve algı üzerinden aynen devam etmiş.

Oda TV 2013 yılında bunu yazınca ve bana iftira atınca, “her zamanki Soner Yalçın” dedim. Kimse yine bilmez ancak benim Soner Yalçın’la 1997 yılından beri süren bir “davam” var. Soner Yalçın’ın yazdığı “Binbaşı Ersever” kitabında, rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’na ve bir Gümrük müfettişine attığı iftirayı yazdım. Aksiyon Dergisinin Maraş Katliamı kapağında Soner Yalçın’ın iftiralarını belgeleriyle yazdım. Bir silah olayını, Türkmen bir isim ve soruşturma olayı anlatılıyor kitapta. O soruşturmayı yapmayan bir müfettişe, soruşturmayı o yapmış gibi iftiralar atıp, oradan da olayı rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’na bağlamış. O günden beri davalıyız. Bu kitabı sen yazmadın, sana yazdırdılar diye yazmıştım Aksiyon dergisinde.

Yıllar sonra yine karşı karşıya geldik. Aynı haber, aynı olayla ilgili.  ODA TV iddianamesi çıktığında, Soner Yalçın’ın dinlenen telefon tapelerine bakmıştım. Yıllar önce yayınladığı bu kitabının yeni baskısını o dönem tekrar yapmıştı. Müfettiş de aynı iftiralara yer verince bunu dava etmiş. Telefonda Ergenekon sanığı Ünal İnanç’la konuşuyor. Ona diyor ki “ya sen bana hani bir şeyler vermiştin, yazdırmıştın, bu müfettiş Necati C. İle ilgili. O olay neydi? Bu yine beni dava etmiş…” türü konuşmalar aralarında geçiyordu.

Ben de bu telefon konuşmaları üzerine, Soner Yalçın, “Ağabeyi Ünül İnanç’la bakın neler konuşuyor” diye yazı yazdım. 1997-98 yılında yazdığım haberi hatırlattım. Oda TV’yle, Soner’le aramızda 22 yıllık kapanmayan bir dosya olduğu için beni bu kadar hedef almasının nedeni işte bu. Niye bana ısrarla bir “abi” bulmak istediğinin nedeni de bu. Ben onun “Ünlü Abisini” yazdığım için, o da bana bir abi bulma gayretinde. Ssanırım şimdi daha iyi anlamış olmalısınız ODA TV’deki bu haberin nedenini.  

Soner’i anlıyordum da Gökalp Kökçü’nün Soner’le aramızdaki bu ilişkiyi bilmeden iftiralarını araştırmadan doğru kabul etmesine şaşmıştım.

Soner hakkımda bu iftiraları kaleme alınca, o gün kendisi ve haberiyle dalga geçtim. Ama dalga geçtiğim bir haber iddianameme girdi Gökalp Bey sayesinde.

Savcının bu iddialarının yalan olduğunu yukarıdaki gibi tek tek anlattım. Opçin’in Deniz Kuvvetlerinden atılmadığını, bu haberler çıkınca kendisinin kamuoyuna açıklama yaptığını, okul kayıtlarını sunduğunu, haberle dalga geçtiği gibi onlarca ayrıntı anlattım mahkeme başkanına. Opçin üzerinden bana iftira atılıyordu ve iddianamedeki yalanlara cevap veriyordum. Bir iddia yalansa, onun sonucu, çıkarımı da doğal olarak yalan oluyordu. Bunu anlatırken, mahkeme başkanı bana; “Tuncay Opçin’i niye bu kadar savunuyorsun” dedi. Şaşırdım kaldım. Opçin üzerinden bana iftira atılıyor, ben iddianamedeki olayların yalan olduğunu anlatıyorum ve aldığım cevap bu oluyor.

Şaşırıp kalmanın yanında şok oldum bu tepki karşısında. Başkana şunu söyledim. “Tuncay Opçin’in canı cehenneme. Onu savunduğum falan yok. Ben bana atılan iftiralara cevap veriyorum.”

HAKİM; BEN FETÖCÜ’LERDEN HER ŞEY BEKLERİM. TUNCAY OPÇİN’İN DENİZ KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI KAYDINI SİLMİŞLERDİR!

Tuncay Opçin’in, Deniz Kuvvetlerinden atılma bir asker olmadığını, sivil bir kişi olduğunu anlatırken, müşteki sırasında oturan Cemal Temizöz, internetten bir kişinin ifadesini buldu. Mahkemede okudu. Sanırım Yargıtay’da yargılanan bir hakimin ifadesi. Hakim, ifadesinde, “Opçin’in Deniz Kuvvetlerinden atılma bir kişi olduğunu, ismini de Enes olarak bildiği” yönünde bir ifade vermiş.

Temizöz bu ifadeyi okuyunca, hakim bana döndü. Ben de kendisine, bunun mümkün olmadığını, hakimin bir hata yaptığını, çünkü Opçin’in, ODA TV haberi üzerine okul kayıtlarını gösterdiğini açıkladım. ODA TV’yi tiye alan yazı yazdı. Askerliğini bedelli yaptığını, bunun mümkün olamayacağını söyledim. İfade verenin yanlış bilgi vermiş olabileceğini söyledim.

İşte bu cümlem üzerine hakimle yukarıdaki diyaloğumuz geçti. Ben de hakime, onu savunmadığımı, askerliğini bedelli yapmış bir kişinin, bunu haberleriyle kamuoyuna açıklamış bir kişinin, okul kayıtlarını açıklayan kişinin böyle bir durum olsa, ortaya kesin çıkacağını söyledim.

Mahkeme başkanı bunun üzerine, “Ben FETÖ’cülerden her şey beklerim. Onlar kayıtları bile silmişlerdir. Deniz Kuvvetlerindeki kaydı yok etmişlerdir” cümlesini kurdu.

Yine şaşırdım kaldım. Bir hakim, bir yargıç önündeki belgelerle hareket eder ve karar verir. Kanaatlerle, elinde belge olmadan bu tür yorumlarda bulunamaz. Ancak, bulunabiliyordu ve beni bu hakim yargılıyordu. Elinde belge, bilgi olmadan, hüküm kuran bir hakim, başkan beni yargılıyordu.

Mahkemede söylemeyi unuttum ancak, mahkemede söylemediğim bir şeyi burada yazayım. Aralık ayındaki duruşmada başkana söyleyeceğim.

TUNCAY OPÇİN ASKERİ OKULDA OKUMUŞ OLSA DEVRELERİNDEN BİRİ ONU HATIRLARLAR

Tuncay Opçin’in yaşını bilmiyordum. İddianameden öğrendim. 1967 doğumluymuş. Bu kişinin Askeri okula, askeri liseye girme yaş aralığı bellidir. Çünkü belli yaşlar girebiliyor. Eğer bu isim Deniz Kuvvetlerine öğrenci olarak girmiş ve sonra atılmışsa, bu yaş aralığındaki devre arkadaşlarından biri bunu hatırlar. 1967 doğumlu olduğunu göre, 1980 sonrası bir döneme denk gelir. O dönem de orduda FETÖ etkili olmadığına göre, okullarda sayıları tek tük ise bu kişinin bir devre arkadaşlarından biri bunu hatırlar. Medyatik biri kendisi. “şu dönemde devre arkadaşımdın” diye açıklama yaparlar. Askeri okuldan şu tarihte atıldın derlerdi. Çünkü, ordudan atılmak, devre arkadaşları arasında iz bırakan bir olaydır ve ne isim, ne de sima asla unutulmaz. Hele o yaşlarda.

Bu adam nasıl ordudan atılma biri ki bunun tek bir devre arkadaşı yok? Kendisini hatırlayan illa ki biri çıkar. Askeri okullardan atılanların kaydı, devletin elinde isim isim var. Askeriyede isim isim var. Askeri Şura kararlarıyla atılırlar. Askeri Şura kararlarında isim isim var.

Bunları düşünmeyip, elinde belge, bilgi olmadan, bunlar kayıtları silmiştir diyen bir Başkan beni yargılayınca, dilim ve nutkum tutuluyor ister istemez. Sözüm bitiyor. Başkanın bu cümlesi bile “adil yargılanmadığımın” birer kanıtı. Tuncay Opçin’le ilgili bunu diyen bir Başkan, benimle ilgili nasıl bir kanaate sahiptir. Hakimler önündeki belgelerle karar verirler ancak Başkan, ben her türlü şeye inanırım, bu FETÖ’cülerden her şeye beklerim diyordu. Elinde belge, bilgi olmadan. Kararına duygularını, hislerini karıştıran bir hakim. Umarım yanılan ben olurum.

ESRA KONUR’UN İDDİALARINI NİÇİN YAZMADIM

Davalarımla ilgili bu bilgileri yazınca, mahkemede henüz heyete karşı yapmadığım, söylemediğim sözleri, burada yazmadığımı belirttim. Esra Konur, annesi, babası, avukatı, ODA TV’yle olan bağlantısı, yayınlanmayan röportajı, Tuncay Opçin’den para alma iddiası, haber ilişkisiyle ilgili konuları, mahkemede savunmamı bitirdikten sonra  yazacağım. Aynı skandalları orada da göreceksiniz.

Bir de savunmamda Tuncay Opçin’le aramda ankesörden arandı iftirası ve koca yalanı var. O bölüm çok eğlenceli. Aranma yapıldığında, ben arama noktasında değilim, Tuncay Opçin’in dosyada HTS kaydı yok, HTS kaydı diye kayıt koymuşlar. Polisler rapor hazırlamış. BTK’dan Tuncay Opçin’in HTS kaydını aldık, rapor hazırladık demişler. BTK’ya yazdıkları yazıda Opçin’in numarasının son iki rakamını yanlış yazmışlar başkasının HTS kaydı gelmiş. BTK’nın gönderdiği HTS kaydı yok ancak varmış gibi rapor tutup beni suçlamışlar.

Numara yanlışlığını mahkeme başkanına son savunmamda gösterdim, Mahkemede savunmamı bitirdikten sonra bu bölümü de sizlerle paylaşacağım. Elle yazı yazdığım ve savunmamı kısaltarak buraya aktardığım için duruşmadan hemen sonra olmasa bile bir iki hafta sonra bu bölümler de burada olacak. Benim elle yazmam, bunu avukatımın metin haline getirmesi biraz zaman alıyor. Bu skandalları da iki ayrı bölümde yazacağım.  

Comments are closed.