UYUŞTURUCU BARONUNU BİR TELEFONLA SERBEST BIRAKAN HAKİM BENİ TUTUKLADI

UYUŞTURUCU BARONUNU BİR TELEFONLA SERBEST BIRAKAN HAKİM BENİ TUTUKLADI

OLAY 5

SULH CEZA HAKİMİ BENİ HANGİ GEREKÇEYLE TUTUKLADI? TUTUKLAYAN HAKİM KİMDİ? BU HAKİM KAMUOYUNUN KARŞISINA NASIL BİR SKANDALLA GELDİ?

Savcının bu tutuklama talepli yazısı ve polis fezlekesi yazısının ardından, 2 Mart 2015 günü sabah saatlerinde tutuklanma istemiyle hakimliğe sevk edildim. Saatlerce hakimliğin kapısında beni beklettiler. Öğlen 04:30 gibi hakimin karşısına aldılar. Bunun nedenini o gün anlayamamıştık, sonra öğrendik. Evime CD konma oyununu, beni uyaran bir polisin sayesinde boşa çıkarınca, polisler boşandığım kişinin kömürlüğünde aynı senaryoyu sahnelemişler. Arama yapılmaya başlanmış kömürlükte. Ben daha hakimlik önüne bile çıkmamışım ancak bana ait olduklarını iddia ettikleri yere, arama bölgesine beni götürmemişler. Dava dosyasındaki belgelerde de sanki o saatte (Arama saat 15:30’da başlamış) tutuklanıp cezaevine konduğum izlenimi belgelerde yansıtmışlar. Oysa tutuklanma istemiyle sevk edildiğim mahkemede ifademin saat 17:00’da bittiği yazıyor yani ben cezaevinde falan değilim. Zaten cezaevine girişimi gazeteciler çektiler, saat 19:30’dan sonra cezaevine girdiğim görülüyor. Bu bölümü de ayrıntılı anlatacağım. Burada oynanan oyunu da.

Konu dağılmadan devam edeyim.  Hakim ifademi almadan önce bizden sakladıkları belge dahil, polis fezlekesini okudu. Neyle suçlandığımı söyledi. Kendisine, bunların ayları karıştırdığını, Ocak-Şubat ayını karıştırdıklarını anlattım. Hakim, okuduğu belgede bunu gördüğünü söyledi. Savunmamda, “orijinal belgeleri imha etmediğimi” bunun yalan olduğunu, “aksine yetkili mercilere orijinal belgeleri teslim ettiğimi” söyledim.

Hakim, dediklerimi özetle tutanağa geçirdi.  5. Sulh Ceza Hakimliği sorgum, 2015/109, 2 Mart 2015 tarih. 3’üncü sayfasında ilgili bölüm. İddianamede de bu bölüm aynen var. Ek Klasör 3, sayfa 91’de bu karar var.

HAKİMLİK BENİ BU İFTİRA NEDENİYLE TUTUKLADI, HANGİ GEREKÇELERLE TUTUKLANDIM?

İki yalan haberle başlayan süreç, tutuklanmamla noktalandı. 5. Sulh Ceza Hakimi Cevdet Özcan, beni tutuklamak “zorunda” kaldı. Zorunda kelimesini bilerek kullandım, önümüzdeki süreç, bu kelimenin altındaki anlamı da ortaya çıkaracaktır.

5. Sulh Ceza Hakimliği karşısına dört suçlamayla çıktım. Savcılık hepsinden tutuklanmamı talep etmişti.

BİRİNCİ SUÇLAMA: “Devletin Gizli Bilgilerini İfşa etme, açıklama” suçlamasıydı.

Hakimlik bu suçlamadan tutukluluğun REDDİNE karar verdi. Bu kararına Basın Kanunundaki 26/1 maddesini gerekçe gösterdi. Bu maddeye göre, bir haber nedeniyle 4 ay içinde dava açılması gerekliydi, bu zaman dolmuştu. GİZLİ belge ifşa etmediğim de zaten soruşturmanın ilerleyen aşamasında netleşti. Taraf gazetesinde, kitabımda tek bir GİZLİ belge yayımlamadığım Anayasa Mahkemesi kararıyla bağlayıcı duruma geldi. İşte ilgili o bölüm.

İKİNCİ SUÇLAMA: Hakkımdaki ikinci suçlama, Suç Örgütü Kurmak ve Yönetmek suçlamasıydı. Savcılık akıl tutulması bir iddiayla suçlama yapmıştı. Ortada örgüt olması için üç kişinin olması gerekiyordu, ortada üç kişi yoktu. Tuncay Opçin diye bir isim ortaya atılmıştı ve onun da elle tutulur yanı yoktu. Bu suçlama nedeniyle de tutuklama istemini REDDETTİ. İşte kararın o bölümü.

ÜÇÜNCÜ SUÇLAMA: Savcılık 326/1 ve 327/1 maddeleri kapsamında, “Devletin GİZLİ Belgelerini Yok Etme ve Gizli Belgeleri Temin Etme” suçlamasıyla tutuklanmamı istemişti. Mahkeme her iki suçlamayla beni tutukladı. 326/1 Maddesinin üst sınırı 12 yıl hapis cezasıydı ve hakim iddiaların yalan olduğunu bile bile, “zorunlu” olduğu için beni tutukladı. Başka türlü tutuklayamıyordu. 327/1’den beni tutuklaması, uzun süre tutuklu tutması mümkün değildi. İşte tutuklanma kararımdaki o ilgili bölüm.

BENİ TUTUKLAYAN HAKİM, UYUŞTURUCU BARONU ZİNDAŞTİYİ, İKTİDARIN EMRİYLE SERBEST BIRAKTIĞINI SÖYLEYEN HAKİMDİ!

Araya girip şu notu da düşeyim. Bu iddialarla beni tutuklayan o dönemki 5.Sulh Ceza Hakimi Cevdet Özcan adlı bir “hakimdi.”

Uyuşturucu baronu Zindaşti’yi serbest bırakan ve gerekçesini de şu şekilde açıklayan hakim; “İktidar partisinden eski bir milletvekili beni sürekli arayarak bu şahsın mutlaka tahliye edilmesi gerektiği yönünde telkinde ve baskıda bulundu. Devletin bu konuda bir duyarlılığı olduğunu belirtti. Ben de baskılar sonucu tahliye ettim.”

Oturduğu kürsünün, giydiği cübbenin ağırlığının bile farkında olmayan, “Hakimler bağımsız ve vicdanlarıyla karar verir” ilkesini unutan bir ismin beni tutuklamasından mutlu mu olmalıyım inanın bilemedim. Belki bir gün beni de nasıl tutuklamak zorunda kaldığını anlatır, kim bilir?

Bu isimle ilgili HSK ne mi yaptı derseniz onu da anlatayım. Bu kişiyi önce Küçükçekmece savcılığına atadı, sonra da Erzurum’a hakim olarak gönderdi.

TUTUKLANDIKTAN SONRA SAKALLI POLİS, İSMİ ÖMER CEP TELEFONUYLA BENİ KAMERAYA ALDI VE BAKIN NE DEDİ?

            Hakimliğin beni tutuklamasının ardından, duruşma salonunda polisler bileklerime kelepçe taktılar. Bir polis, sakallı, ismi Ömer, duruşma çıkışında, koridorda cep telefonundan bileklerime takılan kelepçeyi çekmeye başladı. Bir süre sonra ise “….için bu kadar yeterli” cümlesi ağzından çıktı ve kaydı kapattı. Kendisine sadece acıyarak bakmaktan başka bir şey yapmadım. Kelepçeden utanacak ben değildim… 

            TUTUKLANDIKTAN SONRA POLİS YAKINIMA HABER VERMEM İÇİN EŞİMİ ARAMAMA MÜSAADE ETTİ. ÇOCUKLARIMI DA ARAMAK İSTEDİM İZİN VERMEDİ. ARAÇTA BANA İTİRAFÇI OLMAM TEKLİFİNDE BULUNDU.

            Tutuklandıktan sonra, Çağlayan Adliyesi eksi 7’nci kata indik. Polisler hangi cezaevine gideceğimi bilmiyorlardı ve savcının talimatını bekliyorlardı. Ankara’yla yazışmalar yapılmış, dava açılınca belgeleri gördük. Polislerin başında bulunan amir, istersem kendi telefonumdan eşime haber verebileceğimi söyledi. Polisin telefonundan eşimi aradım. Ardından çocuklarımı aramak istediğimi söylediğimde bana bunun mümkün olmadığını, şuanda çocukların bulunduğu evde bazı olaylar olduğunu söyledi. Cezaevine gidince olayı anlamıştım. Benim evimde yapamadıkları komployu, boşandığım kişinin kömürlüğünde hayata geçirmişlerdi. Bu olayın belgelerini anlatacağım ilerleyen sayfalarda ve niçin bu kadar iddialı cümle kurduğumu belgeleri görünce anlayacaksınız.

            Telefonunu kullandığım kişi daha sonra, savcının yanına çıktı ve bir süre sonra aşağı indi. Metris’e gidecektim. Üç araba eşliğinde sanırım. Komiser Yardımcısı olduğunu düşündüğüm bu kişi, benim bineceğim araca, kendisi, önde bir isim ve şoför dışında kimsenin binmeyeceğini polislere söyledi. Arkada, kendisiyle birlikte oturduk.

            Metrise giderken bana ilginç şeyler söyledi. “Mehmet Bey size belge veriyorlar siz de yazıyorsunuz diye düşünüyorduk. Evinizdeki aramada, 20 yıl önceki belgeleri gördüğümüzde tek tek neler olduğunu, hangi haber için yazdığınızı, haberi bize gösterdiniz. Konuları detaylı bildiğinizi anladık. Kafamız karıştı açıkçası. Böyle beklemiyorduk. Savcı Beyle görüştüm. Savcı Bey, “Baransu asla cezaevinden çıkamaz. Bavulu vereni tanıyor. Ona söyleyin, bana bavulu kimin verdiğini açıklasın, bu akşam onu cezaevinden çıkaracağım” dedi. Polise yine acı acı gülümsedim ve “Sayın savcıya selam söyleyin, ifademde söylediğim gibi ‘tanımıyorum’ ancak çocuklarımın hakkına girdiği için, kader onun için nasıl bir sayfa yazacak hep beraber bekleyip göreceğiz” dedim.

Ardından da Metris Cezaevine teslim edildim. Bu detayın ardından konuya kaldığım yerden devam edeyim.

TUTUKLANMA MÜZEKKEREME HANGİ GEREKÇELERİ YAZMIŞ HAKİM? 

Hakimlik bir şüpheliyi tutukladıktan sonra, bir de “Tutuklama Müzekkeresi” düzenliyor. Bu müzekkere cezaevine de gönderiliyor. Burada da şüpheliyi niçin tutukladığını yazıyor. Hakkımda iki maddeden tutuklama olmasına rağmen, hakim üç ayrı tutuklama müzekkeresi düzenlemiş. İkisi aynı. Gözünden kaçmış olmalı.

2 Mart 2015 tarihli düzenlediği TUTUKLAMA MÜZEKKERESİNE de hakim ne yazmış derseniz açıklayayım. Oda TV’de Hüseyin Ersöz’ün dile getirdiği yalan ve iftiraları tutuklanmama gerekçe yapmış. “Orijinal belgeleri imha ettiğimi ancak imha edilip edilmediğinin henüz bilinmediği, belgelerin nerede olduğu, kimin elinde olduğunun bilinmediği” gibi fantastik cümleler kullanmış. Dava dosyamız, Ek Klasör 3’te, sayfa 83-88 arasında bu müzekkereler var. İşte o müzekkereler ve gerekçeler.

Comments are closed.